İslam inancına göre dünya hayatı kalıcı bir yurt değil, insanın sadakatinin ve imanının sınandığı geçici bir imtihan alanıdır. Kur’an-ı Kerim, insanın başıboş bırakılmadığını ve hayatın hem zorluklarla hem de nimetlerle bir sınanma süreci olduğunu açıkça beyan eder. Bakara, Âl-i İmrân, Mülk ve Ankebût sureleri başta olmak üzere birçok ayette müminlerin imtihan edilmesi ilahi bir kanun olarak sunulur.
Kur’an-ı Kerim, varoluşun temel amacını doğrudan imtihan kavramına bağlar. Mülk Suresi 2. ayette, ölümün ve hayatın hangimizin daha güzel amel yapacağını sınamak için yaratıldığı bildirilir. Kehf Suresi 7. ayette ise yeryüzündeki her şeyin bir ziynet kılınması, yine insanların hangisinin daha güzel işler yapacağını denemek içindir. Buradan anlaşılacağı üzere dünya, amellerin güzelliğinin ortaya çıktığı bir laboratuvardır.
İnsanoğlu genellikle imtihanı sadece musibetlerden ibaret görse de Kur’an bu algıyı genişletir. Enbiyâ Suresi 35. ayette her nefsin ölümü tadacağı belirtildikten sonra, insanların bir imtihan olarak hayırla da şerle de denendiği vurgulanır. Zümer Suresi 49. ayette insanın bir nimete ulaştığında bunu kendi bilgisine bağladığı, oysa bu nimetin de aslında bir imtihan olduğu hatırlatılır.
Zorluklarla imtihan edilmenin boyutları ise Bakara Suresi 155. ayette net bir şekilde listelenmiştir:
Korku ve açlık
Mallardan eksilme
Canlardan (hastalık veya ölüm yoluyla) eksilme
Ürünlerin ve rızıkların azalması
Ayetin sonunda bu ağır şartlara göğüs geren sabredenlerin müjdelenmesi emredilir.
Müminlerin sadece “iman ettik” demeleriyle sınanmadan bırakılmayacakları Ankebût Suresi 2 ve 3. ayetlerde kesin bir dille anlatılır. Yüce Allah, geçmiş ümmetleri de imtihan ettiğini belirterek doğrular ile yalancıların bu sınanma sayesinde ayırt edileceğini bildirir.
Benzer şekilde Âl-i İmrân Suresi 142. ayette, cihad edenler ve sabredenler sınanıp ayırt edilmeden cennete girilemeyeceği hakikati insanlığın yüzüne vurulur. Ahzâb Suresi 11. ayette de Müslümanların zorlu kuşatmalarda nasıl denendikleri ve şiddetli bir şekilde sarsıldıkları tarihi bir realite olarak aktarılır.
Âl-i İmrân Suresinin Uhud Savaşı sonrasında inen ayetleri, toplumsal ve askeri sarsıntıların arkasındaki ilahi muradı açıklar. Ayetlerde Müslümanların aldığı yaralara değinilir ve günlerin insanlar arasında döndürülüp durduğu belirtilir. Allah bu döngüyü; iman edenleri ayırt etmek, şahitler edinmek, müminleri günahlardan arındırmak ve münafıkları ortaya çıkarmak için yapar.
Âl-i İmrân Suresi 179. ayette bu durum şöyle özetlenir: Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar müminleri içinde bulundukları mevcut durumda bırakacak değildir. Savaşlar, kıtlıklar ve zorluklar birer elek vazifesi görerek samimi müminler ile menfaatçileri birbirinden ayırır.
İmtihan sadece tabiat olayları veya düşmanla yapılan savaşla sınırlı değildir. Furkân Suresi 20. ayette, insanların birbirleri için birer imtihan aracı kılındığı belirtilir ve “Bakalım sabredecek misiniz?” sorusu yöneltilir. Toplum içindeki zengin-fakir, güçlü-zayıf, amir-memur ilişkilerinin tamamı birer sınav alanıdır. Maide Suresi 48. ayette ise farklı şeriat ve yolların verilmesinin sebebi, Allah’ın verdiği nimetlerde insanları denemek istemesidir. Ayet, bu çokluk içinde müminlere “iyiliklerde yarışın” hedefini gösterir.
Sonuç olarak Kur’an-ı Kerim, müminlerin malları ve canları konusunda mutlaka imtihana çekileceklerini (Âl-i İmrân 186) ilan eder. Bu ilahi sınav karşısında müminin takınması gereken yegane tavır ise sabretmek, Allah’a karşı gelmekten sakınmak ve iyilik yolunda azimle yürümeye devam etmektir.