SELMA ERDAL
Azgelişmiş ülkeler halkları —ki onlar ekonomide AGÜ diye kodlanır— bir lokma, bir hırka günlük yaşar; günü kurtarmaya bakar, kısa dönemli düşünür, ileriye dönük plan yapmazlar. Ama her nedenle olursa olsun vara yoğa kurnazca entrika yapar, günlük öfkelenir, günlük sevinirler. Balık hafızalıdırlar; bu nedenle “alık” diye bilinirler de alıklıklarının ayırdında bile değillerdir.
Oysa gelişmiş ülkeler halkları öyle mi? Onların da kod adı vardır, GÜ olarak tanınırlar. Ayrıca da sekiz adet olduklarından G8’ler diye gezegenimiz genelinde çalım satarlar. İşte onlar planlarını uzun dönemli yaparlar. Dünü hiç unutmaz; bugünü yaşarken her şeyi ölçer, biçer, tartar ve gelecekte neler olabilir diye sürekli hesaplar peşinde koşarlar. Bu nedenle onlar, son 250-300 yıldır GÜ’lerdir. Bu nedenle dünyanın efendileridir. Dünyanın yön vericileridir, yönlendiricileridir; son aşamada karar vericileridir.
İşte bu G8 locası, 20. yüzyılın sonlarına doğru yeni yeni kavramlar türetip sürdüler uluslararası alana. Bizler de bir sevindik, bir sevindik şu “Küreselleşme” üst başlığı altında söylenmiş pek çok süslü püslü yalana. Eğer yoksa bu söylemlerde bir riya, bundan böyle daha yaşanılası olacakmış gezegenimiz Dünya diye şenlikler bile düzenledik. Yeni yeni kutlama günlerimiz, haftalarımız oldu. Ulusal bayramlar da hasıraltı oldu bu yepyeni ve cici bayramlarımızın, kutlama günlerimizin yanında.
Önceleri pek bir anlam veremesek de o süslü püslü kavramlara, onlar için neredeyse birbirimizi yedik. Bu kavramların oldukça havalı bir adı da vardı: III. Kuşak Haklar diye.
Henüz I. ve II. Kuşak Haklar da ne ola ki? Biz henüz uşak olmaktan kurtaramadık kendimizi; henüz öğrenemedik ulus devletin saygın bir yurttaşı kimliğini taşımayı bile diye düşünenler, bu alengirli hakların ardında vardır kirli oyunlar diye endişelenenler oldu aramızda. Onlardan biri de bu satırları yazan Selma…
“Şimdi sözü fazlaca uzatma da nedir bu haklardaki numara? Anlat bakalım bir yol bize” diyecek okurlarımızı üzmeden girelim söze. Yapalım bir açıklama; elbette ki kitapsal çokbilmişlikle değil de anlaşılır bir dilde, sıradan sözlerle. Hani bilen var, bilmeyen var. Bilmediğinden dolayı, bilenlere öfkeyle bilenenler var.
Neyse gelelim sadede, konuya, mevzuya; hakların numaralandırılması sorunsalına. Gerçi bunlar numaralandırılırken de hep yapıyorlar ya bizlere türlü çeşitli numara. Ve biz de bu hakların adlarını biliyoruz, sayıyoruz ama onlara ulaşamadığımız için de bizleri aldatanlara sövüp sayıyoruz.
İşte bu hakların birincisi: Siyasal Haklar. Ki onlar ulus devlet bağlamında yurttaştan sayılıp, ülkenin nüfus kaydına geçirilmiş erkekten ve kadından sayısal olarak sayılıp da seçim oyununda üstlendiğimiz figüranlık rollerine ilişkin seçme ve de (paran varsa) seçilme haklarıdır; I. Kuşak Haklar başlığı altında yer alır.
II. Kuşak Haklar da Sosyal Haklar olarak tanımlanır. Sosyal güvenlik (unut), sendikalaşma (bunu da unut), dernekleşme (sakın ha) gibi hakları içerir. Daha da çok bilgiye susayan varsa, konmasın hazıra; benden bu kadar. Anahtar sözcükleri verdim; tembelseniz bir tık ötenizde Google amcanız var. Yok, araştırma severseniz Fransız Devrimi’nden başlayın okumaya. İsterseniz başvurun Gogol dedenize bile; karıştırın kitapları, bilin, öğrenin var olan tüm hakları. Ve bu arada sık sık değiştiriliyor diye küçümsemeyin, hafife almayın; üşenmeyin, Anayasa ve Yurttaşlık Yasası kitapçıklarını da karıştırın.
Ve gelelim şu III. Kuşak Haklar kavramının ne olduğuna ya da neleri içerdiğine?
III. Kuşak haklar; hani şu yaşanabilir bir çevre hakkı, barınma hakkı, insan hakları başlığı altında kadın ve çocuk hakları ve de cinsel yönelim/kimlik politikaları gibi soyut kavramlardır. Henüz somutlaştığını gören olmadı.
Son yıllarda neredeyse tüm hakların önüne geçirilen bu küresel kimlik politikaları; III. Kuşak Haklar bağlamında şu G8’lerin oyalanalım, kendimizi avutalım, efkarımızı dağıtalım, gerçek sorunları unutalım diye türettiklerinin en önemlisi ve en önceliklisidir. Sömürüye, savaşlara, saldırılara karşı ses çıkarmadan uslu uslu oturalım, kendimizi bu yeni moda haklarla uyutup uyuşturalım diye tezgahlanmıştır.
Bugün birden, bütün bunları düşünürken, İsa’dan önceki ulu dedelerimizden Arşimet gibi ansızın bağırasım geldi “Evreka, evreka!” diye. Sorun bakalım niye bağırasım geldi “Buldum, buldum!” diye?
G8‘lerin neden bu hakları piyasaya sürdüğünü ve en önemlisi de Amerikan ağabeyimizin ansızın neden bu ilişkileri kutsadığını, neden yasal olarak onayladığını buldum. Çünkü onlar dünyada nüfusun artmasını istemiyorlar. Çünkü onlar, nüfus planlaması için ebelerin yeni yeni bebeleri doğurtmasını istemiyorlar. Gezegenimiz Dünya üzerinde var olan yer altı ve yer üstü kaynaklarının tümünü yalnızca onlar kullanmak, tüketmek istiyorlar. Ve işin gerçeği öylesine açgözlüler ki bu kaynakları kimseciklerle bölüşmek de istemiyorlar.
Bu nedenle bu yapay özgürlük rüzgarları küresel kamusal alana sürülüyor ve pek çokları da bu rüzgarlara kapılıyor. Bazı namuslu bilim insanlarının açıkladığı gibi; çünkü onlar insan nüfusunu azaltmak istiyorlar. Özellikle doğal kaynaklar açısından oldukça varsıl olan ama küresel ekonomi oyunlarında yaya kalan AGÜ’lerin nüfuslarının artmasını istemiyorlar. İstemiyorlar çünkü onların arasından çıkacak soran, sorgulayan, öz kaynaklarını yabana kaptırmak istemeyen genç insanların var olmasını istemiyorlar.
İşte bu nedenle kitleler sadece cinselliğe odaklanmalı, GDO’lu beslenme biçimiyle insan stokları azaltılmalı. Uygar, çağdaş, aydın, demokrat olma ölçütleri bu yeni kimlik haklarını tanıyıp tanımamayla ilişkilendirilmeli. Velhasıl, yeni bebelere gebe kalınmasın istenir. Nasılsa GDO’lu besinlerin öldürmediğini, bu ilişkiler sonucunda yayılan hastalıklar öldürür. Yaşları ilerledikçe yapacak işleri, geleceğe yönelik umutları olmadığından dolayı, yemeğe düşkünlükleri sonucunda obezite öldürür. Onlar da öldürmezse yeni, yepyeni virüsler üretilir; insan stoklarının azaltılması için nasılsa bir çözüm bulunur.
Ama bugün için en demokratik, en çağdaş, en tuzaklardan uzakmış gibi görünen çözüm; bu yeni yaşam tarzlarının kutsanması, yüceltilmesi, övgüye değer bulunmasıdır. Buna karşı çıkanların da “homofobik” suçlamasıyla toplumdan dışlanması, dahası yasalar önünde cezalandırılmasıdır.
Madalyonun hep tek tarafını gören AGÜ halkları; G8’ler ince ince hesaplamasalar bu olasılıkları sizlere soluk bile aldırmazlar. Ve onlar, kaz gelecek yerden tavuk esirgemezler. Sizlerin anlık kazançlarınızın ardında gizlenmiş kayıplarınız, uzun dönemde onlara kazanç olarak geri dönecektir.
Dolayısıyla sizlere özgürlük bildirisi diye sunulan sözlerin satır aralarına gizlenmiş, açıkça söylenmeyen sözleri de düşünün derim.
Selma Erdal; Didim, 11 Temmuz 2026