SELMA ERDAL
*Biz çocukken; büyüklerimiz bizden iyi bilir derdi, ana-babalarımız.
60’lı yıllarda; biz daha iyi biliriz diye ortaya döküldü “68’li” abi ve ablalarımız
80’lerde herkes köşe dönmesini iyi bilirim dedi.
90’lar “kart-kırt-kurt-kürt” avlamakla geçti.
Ve yıllarca Demirel; “bir bilen” olduğunu ileri sürerek bizleri hep kandırdı.
Hamdolsun ki artık bir tek bilenimiz, emredenimiz, karar verenimiz var.
Vatanımıza, cumhurumuza ve cumhuriyetimize mübarek olsun.
Artık işlem tamam.
ATATÜRK’ÜN CHP’sini de gömdüğüne göre tarihe…
Görevin son buldu Kılıçdaroğlu; çekilebilirsin pert olmuş araçlar galerisine!
*Enflasyon çocuğu olarak doğduk Menderes döneminde… Demirel bizi darbelerle büyüttü. Özal’la liberalce sömürüldük.
Erdoğan döneminde de otorite/yetke iliklerimize işledi. Gün gelip de, “ecel bizi şişledi” dediğimizde, “demokrasi ideasını ancak Olimpos’da bulacağız” zannımca..
Dolayısıyla herkes, her gün diğerlerini uyarıyor “Ey Türk Milleti uyan!” diyerek…
Bir başka deyişle diğerlerini uyaran milyonlarca “uyanık” herkes varken ülkede, acaba milyonlarca uykucu ya da uyurgezer nereden geldi bu yerlere?
İşin içinde çok başka işler mi var acaba?
Kim bilir, belki de ???
*Ülkemizin kurtarıcısı ve kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yaptıklarını bozanlar… Yurtta Barış, Dünyada Barış ilkesinden uzaklaşanlar… Ülke içinde ve dışında kin, nefret, kavga tohumları saçanlar… Ve yine de kafalarında; tüm Müslüman Ülkeleri içine alan, onlara önderlik edecek olan Sünni inançlılardan oluşan bir birlik ve daha da ötesinde bir devlet kurma düşleri taşıyanlar…
Buna kim izin verir ki? Arap ülkeleri mi?
Arap devletleri “özde değil ama sözde özgür” çünkü çoğunun kuklacısı, iplerinin oynatıcısı dünün sömürgen devletleri İngiltere, Fransa, İtalya ve Okyanus ötesinden gelip de buralarda efendilik yapan Amerika…
Üstelik o Arap devletleri yeniden Osmanlı’nın tebaası/uyruğu olmak isterler mi?
Sanıyor musunuz ki onların toplumsal hafızalarından Osmanlı’nın egemenliğinde, denetiminde oldukları günlerin izleri silindi?
Her ne kadar öğretilerde Osmanlı ile ilişkilendirilmeyip, yeni bir başlangıç olarak tanıtılsa da Türkiye Cumhuriyeti Devleti; dünün Osmanlı hinterlandı içinde kalan ülkeler için Türkiye elbette ki Osmanlı’nın ardılıdır.
Bu arada varsayalım ki verdiler ya da verecek gibi oldular; onları Osmanlı’dan koparan ama daha sonra onları kukla gibi oynatan sömürgeci güçler bu oluşuma izin verir mi?
Nasıl olur da Sünni inanç üzerinden, dinsel değer yargıları üzerinden bir birlik oluşturup, bir de onun başına geçmeyi düşleyenler çıkabiliyor günümüz dünyasında?
Ve bu düşlerin olmazlığı, düşüncesizliği göz ardı edilerek; asıp, biçmeğe, fare gibi güçsüzleşmişken aslan gibi kükremeğe kalkışıyorlar?
Üstelik F35’ler ile S400 kararsızlığında yapayalnız kalınan uluslararası ilişkiler ağında; efelenmek, kabarmak, külhanlık etmek ne kadar ussallık içerir?
Bilindiği gibi Temmuz ayında NATO buluşmaları gerçekleşecek ülkemizde, dolayısıyla bu düşünceler geliverdi aklımıza…
Ekonomisiyle, ordusuyla, ulusal düzeyde ve uluslararası ilişkilerde başarısızlığa sürüklenen siyasal yapısıyla yüceliğini yitiren bir devlet… Buna karşın dünün yedi düveliyle yeniden kapışma ortamını yaratacak beceriksiz diplomatik ilişkiler…
Bir avuçluk Yunanistan bile tehditler savuruyor; arkasında İngiltere, dahası Amerika… Bir zamanlar Türkün Gölü sayılan Akdeniz’de bugün Türk Devleti’ne soluk aldırmama çabasındalar.
Bütün bu yayılmacı, bu sömürgeci devletler; Akdeniz’de son yıllarda fink atarken, bizi yönetenlerse CHP’yi bertaraf edip yapılacak ilk seçimde nasıl frikike atarız entrikası peşindeler.
Aynı gemideyiz diyorlardı ya aynı gemide olmadığımızı, olamayacağımızı öğrendiklerinden dolayı aynı gemideyiz demeyi de bıraktılar. Çünkü aynı gemide olsaydık; zamların, zalimliğin zulmü altında ezilenler yalnızca bizler olmazdık. Hep birlikte göğüslerdik sıkıntıları ve eğer hep birlikte paylaşabilmiş olsaydık ülkemizdeki gönenç/refah pastasını…
Ne acıdır ki…
Bir Türk dünyaya bedeldir sözlerinin çınladığı bu topraklarda, Türkün varlığını yok sayanların yönetimi altında Osmanlı’nın son dönemine benzer karanlık günler sanki pek yakında… Kuşkusuz korkmuyoruz ama kaygılıyız.
*Ve Didim
Didim Amfi Tiyatro’da 4 Temmuz ve 12 Ağustos günleri arasında “Unutulmaz Konserler” dizini varmış.
Acaba konserlerin gerçekleştirilme gerekçesi; CHP’nin son soluğunu verişine ağıt yakmak için midir?
Dahası 2 Temmuz’da Sivas’da yakılan canları anma yıldönümünün hemen ardından dökülen gözyaşlarının kederini 4 Temmuz’da başlayacak olan konserlerde söylenecek ezgilerle unutmak için midir?
Çok daha da önemlisi; acaba bu konserlere para nereden bulunuyor?
Hani Didim Belediyesi yetersiz olanaklarıyla hizmet vermeye çalışıyormuş ya işte bu nedenle soruyorum.
Ayrıca şarkıcıların her biri sanki Alevi kimliğiyle tanınmış “canlar” değil mi?
Konser değil de Cem mi düzenlenecek, semah mı dönülecek?
Anlayamadım gitti.
Üstelik festivallere, tartışma konusu olan araçlara ve kim bilir daha nelere para bulan Didim Belediyesi; her nasılsa çöp sorununa (atıkların yeniden değerlendirilmesi bağlamında) neden para bulamıyor?
Yıllardır; toplanan çöpleri geceleri yakıyor.
Bu yakma uygulamaları sonucunda “ki Tengri koruya” Didim’i de bir gün külliyen yakmazlar inşallah; AMEN!
Selma Erdal; Didim, 26 Haziran 2026