İslam’ın ilk yıllarında yeni Müslüman olan sahabiler, ibadetlerin inceliklerini zaman içinde bizzat Peygamber Efendimizden (s.a.v.) öğrenmişlerdir. Hz. Muaviye (r.a.) da yeni Müslüman olduğu dönemde henüz namazda konuşulmayacağını bilmiyordu.
Bir gün Hz. Muhammed’in (s.a.v.) arkasında cemaatle namaz kılan Hz. Muaviye, namaz sırasında hapşıran birini görünce “Allah sana merhamet etsin” diyerek karşılık verdi.
Namazın bozulacağını bilen diğer sahabiler el işaretleri ve bakışlarıyla kendisini uyararak susturmak istedi.
Yaşanan duruma anlam veremeyen Hz. Muaviye heyecanlanarak “Ne var, ne bakıyorsunuz? Hiçbir şey anlamadım” dedi.
Sahabiler bu kez ellerini bacaklarına vurarak onu susturdular.
Namaz bittiğinde Hz. Muaviye büyük bir mahcubiyet ve heyecan içerisinde terler içinde kalmıştı.
Hz. Muhammed (s.a.v.) namazın ardından yanına gelerek onu sertçe azarlamak yerine nezaketle durumu açıkladı:
“Namaz kılarken dünya ile ilgili konuşulmaz. Namaz; tesbih, tekbir ve Kur’an okumaktan oluşmuştur.”
Hz. Muaviye, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bu muazzam üslubunu yıllar sonra şu sözlerle yad etmiştir: “O’ndan daha güzel öğreten birini görmedim. Beni ne azarladı ne de kınadı.”
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) bu hoşgörülü yaklaşımı, eğitimde ve insan ilişkilerinde sabrın, tatlı dilin ve şefkatin ne denli tesirli olduğunu açıkça göstermektedir.