İslam dininde insanın kendi hevasına ve nefsi arzularına uyması, büyük sapkınlıkların başında gelir. Kur’an-ı Kerim’de yer alan ayetler; nefsin isteklerine boyun eğmenin adaleti bozduğunu, hakikati görmeyi engellediğini ve insanı helake sürüklediğini açıkça bildirir.
Nefse Uymanın Adalet ve Yönetim üzerindeki Etkisi
Nefsi arzular, insanı adil karar vermekten ve doğrudan uzaklaştırır:
Adaletten Sapma Tehlikesi: Nisâ Suresi 135. ayette, şahitlik ederken kendi aleyhine bile olsa adaletin korunması emredilir. Nefse uymanın gerçeği çarpıtmaya sebep olacağı vurgulanır.
Hak İle Hükmetme Sorumluluğu: Sâd Suresi 26. ayette Hz. Davud’a adaletle hükmetmesi bildirilir. Nefse uymanın insanı Allah’ın yolundan saptıracağı ve şiddetli azaba yol açacağı belirtilir.
Nefsini İlah Edinme ve Hakikati İnkar
Kendi arzularını her şeyin üstünde tutmak, manevi bir körlüğe yol açar:
Hevayı İlah Edinmek: Furkân Suresi 43 ve Câsiye Suresi 23. ayetlerde, nefsinin arzusunu ilah edinen kimseler uyarılır. Bu durum kalp ve kulağın mühürlenmesine, gözlerin perdelemesine sebep olur.
Geçici Arzuların Peşinden Gitmek: Tâhâ Suresi 15 ve 16. ayetlerde, kıyamete inanmayıp nefsinin arzusuna uyanlara uymamak gerektiği söylenir. Aksi halde insan helak olur.
Nefse Uyanların Durumu ve Doğru Yoldan Sapma
Hakikate sırt dönenlerin temel gerekçesi nefsi istekleridir:
En Büyük Sapıklık: Kasas Suresi 48-51. ayetler ile Rûm Suresi 29. ayette, rehbersiz şekilde nefse uymanın en büyük sapkınlık olduğu açıklanır. Zulmedenler bilgisizce arzularına tabi olurlar.
Kalplerin Mühürlenmesi: Muhammed Suresi 14 ve 16. ayetlerde, hak katında açık belgesi olanlarla nefsinin arzusuna uyanlar karşılaştırılır. Peygamberi dinleyip alay edenlerin kalplerinin mühürlendiği bildirilir.
Kendi hevasını bastırıp ilahi vahye uymak, kurtuluşun tek yoludur.