Kentler Isınıyor, Peki Biz Ne Yapıyoruz?

Kentler Isınıyor, Peki Biz Ne Yapıyoruz?

ABONE OL
Kasım 7, 2026 06:36
Kentler Isınıyor, Peki Biz Ne Yapıyoruz?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

SELMA ERDAL

Kentler Isınıyor, Peki Biz Ne Yapıyoruz?

Eskiden yaz geldi mi sıcaklardan yakınırdık.

“Bu ne sıcak!” der, gölgeye sığınır, bir bardak soğuk su içer, akşam serinliğini beklerdik.

Oysa günümüzde akşam oluyor, gece oluyor, sabah oluyor… Sıcaklık bir türlü gitmiyor!

Çünkü kentlerimiz yalnızca kalabalıklaşmıyor, yapılaşma biçimleriyle kendi ısı adalarını da oluşturuyormuş!

Asfalt yollar, beton konutlar, cam cepheler, çatılar… Gündüz güneşten aldıkları enerjiyi depoluyor, gece de geri veriyorlar.

Kent uyumuyor, soğuyamıyor da!

Bilim insanları buna kentsel ısı adası diyor.

Ben de konuya ilgi duydum, araştırdım.

Öğrendim ki meğer kentlerin sıcaklığı yalnızca termometreyle ölçülmüyormuş. Uydularla yüzey sıcaklıkları izleniyor, bilgisayar modelleriyle rüzgârın sokaklarda nasıl dolaştığı hesaplanıyor, insanların maruz kaldığı ısı yükü araştırılıyormuş.

Üstelik 40 derece sıcaklıktaki bir asfaltla 40 derece hava sıcaklığı aynı şey değilmiş!

Dahası var.

Bir kentin en sıcak yeri, insanların en fazla tehlike altında bulunduğu yer de olmayabilirmiş.

Örneğin güneş altında kavrulan, kimsenin bulunmadığı bir sanayi alanıyla, biraz daha serin ama binlerce insanın yaşadığı, çalıştığı ve geceleri uyuyamadığı bir mahalleyi aynı ölçütle değerlendiremezmişiz.

Demek ki sorun yalnızca sıcaklık değilmiş; kimin, nerede, ne kadar süreyle ve hangi koşullarda sıcağa maruz kaldığı imiş!

Peki, çözüm?

Ağaç dikelim!

İyi de hangi ağacı, nereye, hangi suyla?

Betonu açık renge boyayalım!

İyi güzel de yüzey serinlerken yansıyan güneş ışınları yayaların üzerine yönelirse ne olacak?

Gölet yapalım!

Tamam da gündüz serinleten suyun gece depoladığı ısıyı geri verebildiğini biliyor muyuz?

Görülüyor ki kentleri serinletmek, birkaç ağacın, bir kutu beyaz boyanın ve süs havuzlarının becerikliliğine bırakılacak kadar basit bir iş değilmiş.

Üstelik işin bir de geleceği varmış.

İklim araştırmaları gösteriyormuş ki ortalama sıcaklığın birkaç derece yükselmesi, aşırı sıcak günlerin sayısını çok daha büyük oranlarda artırabiliyormuş.

Daha açık bir anlatımla bugün istisna saydığımız sıcaklıklar, yarının sıradan yaz günlerine dönüşebilirmiş.

Bu durumda kentlerimizi yalnızca bugünün sıcaklığına göre değil, geleceğin iklimine göre de hazırlamamız gerekiyormuş.

Nasıl mı?

Uzmanların önerilerine göre önce doğru ölçeceğiz. Sonra nerede, kimin risk altında olduğunu belirleyeceğiz. Ardından gölgelendirme, yeşil alan, serin çatı, havalandırma ve erken uyarı gibi önlemleri bilimsel verilere göre seçeceğiz.

Ve en önemlisi, yaptığımız işin gerçekten işe yarayıp yaramadığını denetleyeceğiz.

Çünkü bir kente on bin ağaç dikildiğini açıklamak başka, o ağaçların kaçının yaşadığını ve insanları ne kadar serinlettiğini göstermek başka!

Aynı biçimde sıcaklık eylem planı hazırlamak başka, sıcak hava dalgasında insanların sağlığını koruyabilmek başka!

Biz kentleri yıllarca büyütmeyi beceri saydık, dahası gelişme sandık.

Daha çok yapılaşma, daha çok yol açma, daha çok beton dökme…

Bugün öğrendik ki büyüyen her kent, yaşanabilirliği de büyütmüyormuş.
Öyleyse soralım:

Kentleri büyütürken insanlara yaşayabilecekleri bir iklim bırakmayı düşündük mü?

Yoksa önce kentleri ısıtıp sonra da serinletmenin projelerini mi hazırlıyoruz?

Neyse ki bilim durmaksızın çözüm üretiyor.

Yeter ki biz kentleri yalnızca imar planlarında değil, iklimin gerçekleri içinde de görmeyi öğrenelim.

Peki, Kış Gelirken Neden Sıcaklardan Söz Ediyorum?

Değerli okurlarımın aklına şöyle bir soru gelebilir:

“Kış mevsimi kapıdayken kentlerin ısınmasından söz etmek de nereden çıktı?”

Haklı bir soru!

Ama unutmayalım ki iklim değişikliği, mevsimlik bir sorun değil. Yazın yaşayıp kışın unuttuğumuz sıcaklıklar, takvim yapraklarıyla birlikte ortadan kalkmıyor.

Üstelik kentleri geleceğin sıcaklarına hazırlamak için yazın gelmesini beklemek de gerekmiyor.

Ağaçlar bir gecede büyümüyor, kentler bir mevsimde yeniden planlanmıyor, yanlış yapılaşmanın yarattığı sorunlar da birkaç serin günle çözülmüyor.

Kısacası, yazın sıcaktan yakınmak kolay.

Önemli olan, kışın da yaz sıcaklarının olumsuz dışsallıklarını düşünmek!

Çünkü mevsimler değişiyor ama bir gerçek değişmiyor:

Kentler ısınıyor!

Ve biz, gelecek yazın sıcağını daha bu kıştan düşünmek zorundayız.

Yoksa gelecek yaz yine aynı soruyu soracağız:

“Bu ne sıcak böyle?”

Hiç kuşkusuz soruyu sormakta ustayız da…

Bu sorunun yanıtını bulup gereğini yapmakta da usta mıyız, işte orası tartışılır!

Selma Erdal; Didim, 6 Kasım 2026

Bilgi Paylaştıkça Çoğalır!

KozanBilgi.Net’te yer alan Yüz Binin üzerinde haber, yazı ve fotoğraflar emeğin ve yerel gazeteciliğin bir ürünüdür.
Ticari amaç olmamak üzere içeriklerimizi KozanBilgi.Net’i kaynak göstererek ve aktif bağlantı vererek sevdiklerinizle veya sitenizde gönül rahatlığıyla paylaşabilirsiniz.

" />
" />

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.