Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında bürokratlık ve valilik yapan Ebubekir Hazım Tepeyran’ın 1910 yılında yayımlanan Küçük Paşa adlı eseri, Nabizade Nâzım’ın Karabibik adlı eserinden sonra Türk edebiyatında doğrudan köyü ve köylü gerçekliğini konu edinen ikinci köy romanı kabul edilir. Eser; İstanbul’un ihtişamlı konak hayatı ile Anadolu köyünün yoksulluğu ve sefaleti arasındaki uçurumu masum bir çocuğun trajik kaderi üzerinden anlatır.
Eser Adı: Küçük Paşa
Yazar: Ebubekir Hazım Tepeyran
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları / Türk Dil Kurumu Yayınları
Türü: Sosyal / Gerçekçi Köy Romanı
Sayfa Sayısı: 240
İlk Basım Yılı: 1910
Niğde’nin yoksul bir köyünden askere giden Keleşoğlu Ali ve ailesinin trajedisi romanın merkezindedir:
Saray ve Konak Yılları: Niğdeli Ali’nin karısı Selime, İstanbul’da Sadrazam Suat Paşa’nın konağına sütanne olarak alınır. Selime, Paşa’nın yeğeni Haldun’u ve kendi oğlu Salih’i birlikte emzirir. Çocuğu olmayan Paşa, Salih’i çok sever, ona “Küçük Paşa” der, Fransız mürebbiye tutarak ikiz gibi büyütür.
Konağın Dağılışı ve Köye Dönüş: Paşa’nın ölümü ve Ali’nin askerliğinin bitmesiyle aile köye döner. Ancak Selime hakkındaki bir iftira yüzünden evlilik yıkılır, Selime başka köye gelin gider. Salih ise köye dönen babasının yeni eşinin (üvey annesinin) ağır eziyetlerine maruz kalır.
Sefalet ve İşkence: Babası Ali tekrar askere alınınca Küçük Paşa tamamen üvey ananın eline kalır. Kış günü hastayken dışarı atılır, soğuk ve bakımsızlıktan sağlığı bozulur.
Vicdan Azabı ve Acı Son: Paşa’nın dul kalan eşi Naime Hanım vicdan azabı çekip Salih’i İstanbul’a geri getirtmek ister. Ancak köyden gelen telgraf acı gerçeği ortaya koyar: Küçük Paşa (Salih), kaçmaya çalışırken tipide kurtlar tarafından parçalanarak ölmüştür.
| Karakter | Tanımı ve Roman İçindeki Rolü |
| Salih (Küçük Paşa) | İstanbul konağındaki paşa hayatından Anadolu’nun çetin sefaletine düşen, iki dünya arasında ezilerek trajik şekilde ölen masum çocuk. |
| Sadrazam Suat Paşa | Şefkatli, merhametli ancak ölümüyle arkasındakileri korumasız bırakan Osmanlı aydın/bürokrat simgesi. |
| Keleşoğlu Ali & Selime | Yoksulluk, askerlik ve törelerin kıskacında savrulan çaresiz Anadolu köylüsü. |
| Naime Hanım | Sınıfsal kibiri ve merhametsizliği yüzünden bir çocuğun felaketine yol açan, sonradan vicdan azabı çeken konak hanımefendisi. |
Bir “Muhtıra” Niteliği: Mehmet Bayrak’ın da belirttiği gibi roman, estetik kaygılardan ziyade İstanbul aydınlarına Anadolu köylüsünün içinde bulunduğu sefaleti, cehaleti ve bakımsızlığı haykıran bir “sosyal muhtıra” niteliğindedir.
Dil ve Teknik: Cevdet Kudret’in vurguladığı üzere eserde dil ikiliği görülür: Yazar kendi anlatımlarında Servet-i Fünun etkisindeki ağır dili kullanırken, diyaloglarda köylünün yerel ağzını ve sade Türkçeyi son derece başarılı bir şekilde aktarmıştır. Eser, Anadolu’nun gerçeklerini tüm çıplaklığıyla gözler önüne sererek toplumcu roman kulvarının ilk köşe taşlarından biri olmuştur.