Dua; insanın kendi acziyetini kavraması, içinde bulunduğu durumu, beklentilerini ve ihtiyaçlarını Yüce Allah’a arz etmesidir. Ancak makbul ve bilinçli bir dua, sadece birtakım kelimelerin tekrarlanmasından ibaret değildir; yaşanan ortamın, bulunulan şartların ve çağın gereklerinin idrak edilmesiyle doğrudan bağlantılıdır.
Her dönemin ve her mekanın getirdiği sorumluluklar ile ihtiyaçlar birbirinden farklıdır. Hâlini Yüce Allah’a arz edecek bir insanın, öncelikle kendi durumunun ve yaşadığı dönemin farkında olması gerekir. Dünyada olup bitenlere gözünü kapayan, zamanın ruhunu anlamayan bir kimsenin ettiği dua da kendi gerçekliğinden uzak kalacaktır.
Kur’an-ı Kerim’de insanın çevresine ve hakikate basiretle bakması gerektiği şöyle haber verilmektedir:
“Bu dünyada kör olan kimse ahirette de kördür; üstelik iyice yolunu şaşırmıştır.”
(İsrâ Suresi, 72. Ayet)
İnsan çağını ve kendi ihtiyaçlarını doğru analiz edemediğinde, kendisi hakkında hayır mı yoksa şer mi getireceğini bilmediği şeyler için talepte bulunabilir. Geçici arzuların peşine düşerek aceleyle edilen dualar, bazen kişinin kendi zararına sonuçlanabilir.
Yüce Allah bu durumu şu ayet-i kerime ile beyan buyurur:
“İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua eder. İnsan pek acelecidir.”
(İsrâ Suresi, 11. Ayet)
Bilinçli bir mümin; zamanı doğru okumalı, basiret ve ferasetle hareket etmeli, neyi nasıl isteyeceğini bilerek Rabbine yönelmelidir. Hayırlı olanı talep etmek ve şerden sakınmak, ancak farkındalıkla yapılan bir duayla mümkündür.