Kanserin günümüzde en yaygın kullanılan tedavi şekli kemoterapi olarak bilinir. Kemoterapi, kelime anlamı itibarıyla son derece yalın bir kavrama sahiptir: “Kimyasallarla Tedavi”.
Kanser hücrelerinin kontrolsüzce çoğalmak ve üremek gibi yıkıcı özellikleri vardır. Kanserin temel ideolojisi adeta “büyümek için büyümektir”. İşte bu noktada devreye giren kemoterapi, çok güçlü birkaç kimyasal ilacın bir arada verildiği tıbbi bir karışımdır.
Kana karışarak tüm bedeni dolaşan bu ilaçlar, neredeyse vücudun bütün hücrelerini etkiler. Özellikle anormalleşen kanser hücrelerini öldürmeyi hedefler. Ancak kemoterapi, sağlıklı hücreler ile hasta hücreler arasında ne yazık ki net bir ayrım yapamaz.
Saç kökleri,
Damak ve dil dokusu,
Bağırsak mukozası,
Kan hücrelerinin üretildiği kemik iliği.
Bu tedavi mantığı, bazen bir palmiye ağacına tünemiş tek bir zararlıyı yok etmek için tüm ormana napalm bombası atmaya benzetilir. Maalesef, sağlıklı dokuları da etkileyen bu askeri mantık, kemoterapinin felsefesinde yer almaktadır.
Saydam ve renkli şişelerden damla damla bedene inen bu sıvı, organizmayı derin bir savaşa sürükler. Tedavi esnasında ve sonrasında hastalar şu fiziksel durumlarla yüzleşebilir:
Ağızda güçlü bir demir ve yanık kokusu hissi,
Vücudun genelinde uyuşma ve karıncalanma,
Baş dumanlanması, yoğun mide bulantısı ve halsizlik,
İçten gelen ve tırnak uçlarına kadar yayılan bir yanma hissi.
Bu ağır süreç nedeniyle pek çok hasta tedaviyi bir “işkence” olarak algılayıp reddetme eğilimine girebilir. Ancak hastaları suçlamak yerine, onları anlamak ve doğru bilgilendirmek gerekir.
“Ya kemoterapi ya ölüm” dayatması yerine, “Kemoterapi ile ne kadar şifa sağlanacak?” sorusunun yanıtı hastaya net bir şekilde verilmelidir. Tıpta temel kural şudur: Ne kadar çok bilgi, o kadar az korku.
Hastalar bu zorlu sürece kendilerini ruhen hazırlamak için farklı yöntemler seçerler:
Kimisi dua ederek ve ibadetle huzur bulur,
Kimisi yoga, meditasyon ve zihinsel odaklanma tekniklerini kullanır,
Kimisi en sevdiği şarkılarla moral toplarken, kimisi de süreç öncesi sevdiği yemekleri tüketir.
İnsanoğlu sağlıklıyken bir bedeni olduğunun farkına varamaz. Soluk almak, yürümek veya idrar yapmak gibi sıradan işlevler, ancak hastalandığımızda acı veren veya kaygı yaratan durumlara dönüşür.
Unutmayın: Bedeniniz, doğduğunuzda ödünç aldığınız bir kostüm, yani bir emanettir.
Kemoterapi gibi ciddi bir tedaviye başlamadan önce bedeninizle olan ilişkinizi sorgulamalısınız. Bu zorlu mücadelede yalnız olmadığınızı, ruhunuzun bu kutsal emanetle birlikte direndiğini aklınızdan çıkarmayın.
1
KAYD Yönetim Kurulu Başkanı Kaymaz Kanserle mücadelede en önemli artımız doğru tıbbi beslenme
2
Türk bilim insanının icadı dünyada ses getirdi… Meme kanserini erken teşhis edebilecek
3
Tiroid nodüllerinde kanser riskine dikkat!
4
Virüslerle Bulaşan Bir Hastalık: Serviks Kanseri
5
Kolon Kanseri Nedir? Nelere Dikkat Edilmeli?