Aslında sadece otomobil yolculuğu değil, uçak yolculuğu da vücudumuzun normalden daha fazla su kaybetmesine neden olur. Vücudun normalden fazla su kaybedip, kaybedilen suyun yerine konulmaması durumunda dehidrasyon denir ve eğer dehidrasyon seviyesi yükselirse pek çok ciddi sorunla karşı karşıya gelebiliriz. Bu makalede; yolculuğun niçin normalden daha fazla su kaybına yol açtığı, su kaybının telafi edilmemesi durumunda ne gibi sonuçların doğabileceği ve son olarak da bunu önlemek için neler yapmamamız gerektiği özetlenmiştir.
Burada susuzluk hissi ile kast edilen durum, su içme isteği ile sınırlı değildir. Vücudumuzdaki nem dengesi bozulduğunda, su içme isteğine; göz, burun, ağız ve boğazda kuruma ve yanma hisleri eşlik eder.
Uçaklarda kabine sürekli olarak taze oksijen verilmesi gerekir. Aksi takdirde kabindeki oksijen, kısa sürede tükenir ve yolcuların soluyabilecekleri hava kalmaz. Bu nedenle uçağın hava dolaşım sistemi dışarıdan solunabilir hava alırken aynı anda içerideki havayı dışarıya atar. Ancak 10 bin metre yükseklikteki hava son derece kurudur. Bu irtifadaki havanın nem oranı %20 ila %10 arasında değişir. Çoğu insanın alışkın olduğu nem seviyesi ise %30 ila %60 arasındadır. Buna ilave olarak bazı insanlar, hava yolcuğunu stresli buldukları için normalden daha fazla terler yani vücutları normalden daha fazla su kaybeder.
Bulunduğumuz ortamın nem oranı düşükse burnumuz, gözlerimiz, ağzımız ve boğazımızdaki su molekülleri buharlaşma nedeniyle kurur. Bu nedenle uçağa binerken vücudumuzun su seviyesinde hiçbir sıkıntı olmasa dahi uçak yolculuğu süresi 2 saati geçtiğinde, vücudumuzdaki su dengesi bozulmaya başlar.
Bunun da ötesinde havanın kuruluğu vücudumuzun başa çıkması gereken ikinci bir etkiye yol açar. Boğaz ve burnumuzdaki nem oranı düştüğünde vücudumuz patojenlerle (hastalığa sebep olabilecek her tür madde) mücadelede zayıf düşer çünkü nem kaybı, patojenleri yakalayan ve vücuda girişine engel olan sistemin bozulması anlamına gelir. İşte bu nedenle uçaktaki hava sirküle edilerek temizlense de uçak yolculuğu hastalık eğilimini yükseltir.
Uçak yolculuklarında dehidrasyon bilinen ve kolay fark edilen bir durumdur ancak araba yolculukları için aynı şeyi söyleyemeyiz. Uzun bir araba yolculuğu bilhassa yaz aylarında yapıldıysa daha fazla terlemeye neden olur. Araçta klima kullanılması durumunda terlemenin yol açtığı ıslaklık vücudu daha hızlı terk eder ve bu da vücudumuzun terleme eğilimini artırır. Bunun yanı sıra uzun saatler aynı koltukta oturduğumuz için vücudumuzun koltuğa temas eden bölgelerinin sıvı kaybı artar. Sonuç olarak normal su kaybı, bu faktörlerin de etkisiyle artar ancak çoğumuz bunu fark etmeyiz.
Bedenin susuz kalmasının tıpkı alkollü araba kullanmak kadar olumsuz etkileri olduğu yönünde bulgular elde eden çalışmalar vardır. Vücudun susuz kalması reflekslerin yavaşlamasına, bulanık görmeye, baş dönmesine ve gözlerin odaklanmasında bozulmalara neden olabilmektedir. Bütün bunlar 10 saat süren bir yolculuğu son derece riskli kılar.
Hepsinden önemlisi vücudun sinyallerine karşı hassas olmaktır. Başınız dönüyor, kafanız karışıyor ve vücudunuzda başka bazı rahatsızlıkların hasıl olduğunu hissediyorsanız yaptığınız şeyi hemen bırakıp biraz su için. Üstelik bir de otomobil kullanıyorsanız bir mola verip biraz sıvı almayı sakın ihmal etmeyin.