Asımdı, şairdi, dertli bülbüldü,
Hak yolda inançla coşan bülbüldü.
Mümindi, İslama duyduğu aşkı,
Safahata mısra mısra döküldü.
Rıfkı KAYMAZ
Büyük insanlar; topluma, insanlığa hizmet sunan, yaşantısıyla örnek olan, hayırlı eserler üreten insanlardır.
Tarihi altın sayfalarla, muhteşem bir medeniyeti yansıtan milletimizin geçmişinde böylesi büyük insanlar, hemen her dönem eserleriyle varlıklarını gösterirler. Bu insanlar, Peygamberimizin insanların en hayırlısı insanlara en yararlı olanıdır hadisi ışığında insanlara yararlı hizmetler sunmayı kendilerine ilke edinmişlerdir.
Mehmet Akif Ersoy, yakın tarihimizde yaptığı hizmetleriyle, örnek yaşantısıyla, şiirleriyle milletimizin gönlünde taht kurmuş büyük ve hayırlı insanlardan biridir.
Osmanlı Devletinin son yıllarında, İstiklâl Savaşı döneminde, Meclisin açılışı, Cumhuriyetin kuruluş ve sonrasında, camide vaiz, kürsüde hatip, Mecliste milletvekili, toplumumuzun her kesiminde varlığını hissettiren bir gönül adamı, bir kahraman, bir örnek şahsiyet, ilim adamı, şair, hafız, Türkçeyle birlikte Arapça, Farsça ve Fransızcaya hakim bir edip, milletimizin değer ölçüleriyle dopdolu bir kahraman…
Osmanlı Devletinin çeşitli nedenlerle duraklamaya, ardından gerilemeye başladığı yıllarda, ardından İstiklâl Savaşı öncesinin karanlık günlerinde o, inancından aldığı güçle, sorumluluk duygusuyla milletimize sesleniyor, korkma! diyordu.
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak
O benimdir o benim milletimindir ancak
O, inancından aldığı şuurla, bir sorumluluk duygusuyla:
Sahipsiz olan memleketin batması haktır
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır diyerek milletimizi ümitsizlikten kurtarmaya çalışıyordu.
Akif,
İmandır o cevher ki, ilahi ne büyüktür
İmansız olan paslı yürek sinede yüktür
Allaha dayan, saye sarıl, hikmete ram ol;
Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol diyerek Allaha dayanarak, çalışarak ve hikmete ram olarak gerçek bir mümin tavrıyla,
İnmemiştir hele Kuran, bunu hakkıyla bilin
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için diyerek Kurana sarılmıştır.
Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır. diyen Akif, Allah korkusunu yüreğinde her an hissederek erdemli insan olmanın en güzel örneğini vermiştir.
O, gerçek Müslümanlığın büyük bir kahramanlık olduğunu:
Şahamet dini, gayret dini ancak Müslümanlıktır
Hakiki Müslümanlık en büyük kahramanlıktır diyerek dile getirmiştir.
Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak
Alçak bir ölüm varsa eminim budur ancak
Yes öyle bir bataktır ki düşersen boğulursun
Ümmide sarıl sımsıkı, seyret ne olursun
İş bitti sebatın sonu yoktur deme, yılma
Ey milleti merhume sakın yese kapılma.
Ümitsizliğin İslâm inancıyla uyuşmadığını bilen Akif, iki günü birbirine eşit olan zarardadır hadisi ışığında milletimize çalışmayı, üretmeyi ve mutlu olmayı tavsiye eder.
Bütün dünya çalışırken Müslüman tembel olabilir mi?
Dünya koşuyorken yolun üstünde yatılmaz
Davranmayacak kimse bu meydana atılmaz.
Müslüman elbette çalışmalı, bir ölü olmaktan kurtulmalıdır.
Ey dipdiri meyyit, iki el bir baş içindir
Davransana… Eller de senin, baş da senindir!
Hüsrana rıza verme… Çalış… Azmi bırakma,
Kendin yanacaksan bile evladını yakma
Asırlarca süren uykudan uyanarak karanlıkları aydınlığa çevirmek gerekmektedir. Akif bu gerçeği:
Yıllarca, asırlarca süren uykudan artık
Silkin de muhitindeki zulmetleri yak, yık!
Bir baksana a: Gökler uyanık, yer uyanıktır,
Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır.
Çalışmayan, kazanmayan, üretmeyen toplumda elbette kendisine saygın bir yer edinemez:
Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası
Dostunun yüzkarası düşmanının maskarası
Akif, miskinliği adeta kendisine ilke edinmiş insanlara son bir kez daha şöyle haykırır:
Yer çalışsın, gök çalışsın, sen sıkılmazsan otur!
Bunların hakkında bilmem bir bahanen var mı? Dur!
Ey bütün dünya ve mafiha ayaktayken yatan!
Leş misin, davranmıyorsun? Bari Allahtan utan!
Toplum hayatında birlik ve beraberlik içinde yaşamak elbette bir ve beraber olarak, tek yürek halinde aynı duyguları paylaşmak ve yaşamakla mümkündür.
Girmeden tefrika bir millete düşman giremez
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.
Toplum birlik ve beraberlikten uzaklaştığı ve sen ben kavgasına düştüğü gün, artık onun için kıyamet kopmuştur:
Sen ben desin efrat aradan vahdeti kaldır
Milletler için işte kıyamet o zamandır.
Mehmet Akif büyük kahramanlık olarak ifade ettiği Müslümanlığı gerçekten anlayıp ve yaşamak için gerçek eğitimi de şart koşar. Bir milletin yükselmesi ve geleceğini kurtarması için iki kudrete sahip olmak gerekir. Bunlar marifet (bilgi) ve fazilet (ahlâk)tır.
Çünkü milletlerin ikbali için evladım,
Marifet, bir de fazilet… İki kudret lazım
Çocuklarımıza ve gençlerimize çağın bütün ilimlerini öğretmek şarttır:
Evet ulumunu asrın şebaba öğretelim
Mukaddesata, fakat çokça ihtiram edelim.
Bu eğitimde eğiticilerin de vasıfları çok önemlidir: İman, edep, liyakat, vicdan…
Muallimim diyen olmak gerektir imanlı
Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlıEdep, haya bir anlamda tahsilden de önce gelmelidir. Bilgili fakat insani değerlerden yoksun insanın toplumuna olumlu yönden faydası olabilir mi? Elbette hayır. Akif, böylesi bir öğrenciye:
Ne ibret! Yok mu bir bilsen kızarmak bilmeyen çehren
Bırak tahsili evladım, sen önce bir haya öğren.
Akif, bir zamanlar bütün dünyaya eşsiz bir örnek olan milletimiz ve tarihimizden ders alınması gerektiğini söyler ve inançlı, çalışkan, milletinin değer ölçüleriyle donanmış bir gençliği özler. Bu gençliğin adı: Asımdır.
Tarih, ibret ve ders alındığı taktirde bir anlam ifade eder:
Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar,
Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?
Bu yazımızda Akifi, milletimizin hafızasında önemli yer etmiş mısralarından hareketle anmaya çalıştık.
Mehmet Akif, yedi kitaptan oluşan Safahatında milletimizin geçmişine uzanarak geleceğimize ışık tutan aydın bir ediptir.
Onun Safahatı; milletimizdir, tarihimizdir, geçmişimizdir, geleceğimizdir. Onu okumak, onu anlamak, ondan ders almak geleceğimizi kurmada elbette çok şey ifade edecektir. Akif, en yakın arkadaşı Fatih Gökmenin
Mum gibi yandı ciğer; çünkü vatan türküsünü
Hep geçen kapkara günlerde terennüm etti
Çıktı kırklar bir ağızdan dediler tarihin
İçimizden vatanın şairi Akif gitti. mısralarında da ifade ettiği gibi bugün aramızda değil. Onu millet olarak 1936 yılında ebediyete uğurladık. O, bugün bedenen değil ama eserleriyle, Safahatıyla, fikirleri ve düşünceleriyle önümüzü aydınlatan örnek bir şahsiyet olarak karşımızda.
Onu Safahatın mısraları arasında dolaştığımız bu yazımızla bir kere daha rahmetle anıyoruz.
Rıfkı Kaymaz
ALtın BiLezik
Her insan, gerek ruh gerekse beden açısından birbirinden farklı olarak yaratılmıştır. Fizikî görüntüsüyle, ruhî yapısıyla bin bir çeşit insan&
Milyarlarca insanın her birinin parmak izi farklı.
Yaratıcı, hepimizi bir insan olarak yaratmış. Ana hatlarıyla aynı yapıdayız: Baş, el, ayak, yüzü, göz& Ama ayrıntılarda milyarlarca farklılık&
Bir marangoza aynı özellikleri taşıyan on adet masa siparişi verelim. Dört ayaklı, dikdörtgen, malzemesi meselâ ceviz ağacından, boyası aynı & Bu siparişimizin, aynı malzeme, boya ve ölçülerle istediğimiz güzellikte yerine getirilmesi mümkün mü?
Ya milyarlarca insan. Yalnızca dış görünüşü ile değil, ruh yapısıyla da farklı milyarlarca insan. Hepsi farklı, hepsi insan. Ne büyük bir kudret!
Her birimizin ilgi alanı, becerisi, zevki, tercihleri farklı.
Hepimizde az ya da çok ortak özellikler var: İyiliği sevme, sanata ilgi duyma, okuma, düşünme, üretme, birlikte yaşama, görev ve sorumluluk üstlenme&
Sanata, bir şeyler üretmeye ilgi duyarız. Sanatçıyı takdir ederiz. Güzel sanat eserlerini hayranlıkla seyrederiz. Geleneksel el sanatlarımızın kaybolmaması için çalışırız.
Ne var ki biz de bir sanat türüyle amatörce de olsa ilgilenmeyi düşünmeyiz. Çoklukla da bu işi beceremem ki& diyerek ilgisizliğimizin gerekçesini (!) savunuruz.
Sanatçı olmak elbette kolay değil. Ancak, içimizdeki sanat duygusunu, becerilerimizi fark etmek, onları geliştirmek yolunda ilk adımları atmak durumundayız. Nelere ilgimiz ve becerimiz var? Kendimizi keşfetmeliyiz.
Geçmişten günümüze sanatımız zengin bir birikime sahip. Geleneksel sanatlarımız, usta çırak ilişkisiyle devam ediyor.Sanat eserlerimiz müzelerimizde büyük hayranlıkla izleniyor. Sergiler açılıyor. Ödüller veriliyor. Ressamlarımız, mimarlarımız, bestecilerimiz, hattatlarımız, geleneksel süsleme sanatçılarımız&
Güzel sanat eserlerinin ruha seslendiğini, onu dinlendirdiğini biliyoruz. Gözlerden ruhlara akan güzelliklerin, insan ruhunu güzelleştirdiği, incelttiği de bir gerçek. Bu nedenle güzellikleri paylaşmak, ruhumuzu güzelleştirmek durumundayız.
Günümüz insanı bir koşuşturmanın içinde bu güzelliklerden uzak kalıyor ne yazık ki. Ruhunu doyuramıyor yeterince. Ruhî sıkıntılar, streslerle uğraşıyor.
İnancımız çalışmayı ibadet sayar. Kutsal kitabımız, İnsan ancak çalıştığına erişir. Onun çalışması şüphesiz görülecektir. Sonra ona karşılığı eksiksiz verilecektir.(Necm,39-41), Sevgili Peygamberimiz, Allah mutlak güzeldir ve güzeli, güzel işleri sever buyurur.
Fıtratımızdaki güzelliklerin, zenginliklerin hayatımıza da yansıtılması, elimizin işlemesi, ruhumuzun dile gelmesi tabiî bir ihtiyaç.
Sanat, bir yandan ruhumuzu onarır, diğer yandan ekonomik bir değer halinde ortaya çıkar. Ekonomiye, bütçemize katkı da sağlar.
Sanatın bu yönünü atalarımız, Sanat altın bileziktir. sözüyle özetler. Sanatçı bu altın bilezikle hiçbir zaman aç kalmaz. Her zaman üretir, kazanır, kazandırır.
Kamu, özel kurumlar, halk eğitim merkezleri, yerel idareler düzenledikleri meslek edindirme ve sanat kurslarıyla bu anlamda önemli hizmetleri gerçekleştiriyorlar.Çocuklarımızın, bizlerin benzeri kurslarla altın bilezik ler edinmemiz ne güzel!
İşimizden arta kalan zamanı hobilerimizle değerlendirmek, ruhumuzu dinlendirmek, aile bütçemize katkıda bulunmak istemez miyiz?
Zamanımızı kahve köşelerinde, kaldırım taşlarında, boş, gereksiz meşguliyetlerle, harcamak, israf etmek bir Müslümana yakışır mı?
Çalışmak, hayırlı eserler üretmek görevimiz. Peygamberlerin hemen hepsi bir yandan çalışmış, hayatlarını kazanmış, bir yandan da insanları doğru yola çağırmışlardır. Âdem peygamber çiftçilik, Nuh peygamber marangozluk, Davut Peygamber demircilik, Musa peygamber çobanlık, İdris peygamber de terzilik yapıyordu. Osmanlı padişahlarından II. Abdülhamit usta bir marangozdu. Pek çok padişah; şair, hattat, bestekârdı. Geçmişte pek çok devlet, bilim adamı aynı zamanda belli sanat dallarında da eser veriyordu. Günümüzde sanat dünyamızın önemli isimlerinin çoğu, sanatı dışında farklı mesleklerde çalışıyor. İş ve sanat birlikte yürütülerek, hayat daha anlamlı ve üretken kılınıyor. Başarı, kazanç ve mutluluk hayata yansıyor.
Müslüman, inancı gereği çalışkan ve üretken olmalı. Zamanı israf etmemeli. Allah çalışanı sever. , Veren el alan elden üstündür. gibi kutlu sözleri, İşleyen demir paslanmaz. atasözünü hayatında ilke edinmeli, başta kendisi olmak üzere çocuklarının, eşinin dostunun altın bilezik ler edinmesi için günümüzün her imkânını değerlendirmeli.
Üretmek, başarılı olmak için sanat. Ruhumuzu dinlendirmek için&
Rıfkı Kaymaz
(Diyanet Avrupa Dergisi,Mayıs 2007, sayı: 97, s.52)