SELMA ERDAL
Dünya bir banka olsaydı, biz insanlar kredi kartını sonuna kadar harcayan, üstelik borcunu hiç ödemeyen müşteriler olurduk. Global Footprint Network’ün açıkladığı verilere göre, Türkiye 2025 yılında 18 Haziran itibarıyla yıllık ekolojik kapasitesini tüketti. Bu tarih, yalnızca simgesel bir uyarı değil; gezegenin kaynakları karşısında “kredi limitini aşmış” bir toplum olduğumuzu gösteriyor.
Limit Aşım Günü, doğanın yıllık yenileyebileceği tüm kaynakları tükettiğimiz ve geri kalan yılı ekolojik borçla yaşadığımız gün anlamına geliyor. Bir başka deyişle; 18 Haziran’dan sonra kullandığımız her bir litre su, her bir odun parçası, her bir soluklanma hakkı gelecek kuşakların payından eksiliyor.
Türkiye’nin ekolojik ayak izi, biyokapasitesinin yaklaşık 2,5 katı… Karbon emisyonları durmaksızın yükseliyor, ormanlar mega projelerin ve imar aflarının gölgesinde hızla azalıyor, gıda israfı milyonlarca ton olarak açıklanıyor. Tatlı su rezervleri, özellikle iklim değişikliği ve yanlış sulama politikaları yüzünden kritik eşiği aşmış durumda.
Kısacası, “doğanın banka hesabında” eksi bakiyedeyiz. Bu borç, ne IMF’ye ne de Dünya Bankası’na ödenebilir. Çünkü doğa faiz işlemez; o yalnızca varlıklarını tüketenleri iflasa sürükler.
Bireylerin çöp ayrıştırması, plastik poşet kullanmaması elbette değerli. Ancak sorun, bireysel alışkanlıklardan çok daha büyük. Enerji politikaları hâlâ kömür ve fosil yakıt kullanımına dayalı… Kent planlaması doğa dostu değil; asfalt ve beton “modernlik” adı altında yeşili boğuyor, yok ediyor. Tarımda sürdürülebilir politikaları yerine dışalıma dayalı, suyu hoyratça tüketen bir yapı var.
Soru şu: Kamu yönetimi bu krizi ne kadar önemsiyor? Paris İklim Anlaşması’na imza atmamıza karşın; 18 Haziran’da limit aşmamız, sözlü taahhütlerin, uygulamada bir karşılığı olmadığını gösteriyor.
Ekolojik borç, yalnızca bir çevre sorunsalı değil; gelecek kuşakların yaşam hakkına el koymak demektir. Bugün ormanları kesen, suları kirleten, toprağı tüketen politikalar, yarının çocuklarına miras değil, enkaz bırakıyor.
Her yıl Limit Aşım Günü’nün daha da erkene çekilmesi, gerçekte “çocuklarımızın geleceğini tüketiyoruz” anlamına geliyor. Geleceği yok etmek, bir ülkenin kendi temellerini dinamitlemesiyle eşdeğer.