İnsan hayatının en güçlü duygularından biri olan aşk, bazen sınırları aşarak yıkıcı bir tutsaklığa dönüşebilir. Uzmanlar, aşk bağımlılığı kavramının mutlaka tedavi edilmesi gereken psikolojik bir durum olduğunu belirtmektedir. Bu durum yaş, cinsiyet veya statü farkı demeden hem erkekleri hem de kadınları esir alabilmektedir.
Normal aşkın ötesine geçen bağımlılar, sadece aşık oldukları kişiye odaklanırlar. Bu yüzden bir süre sonra iş yapamaz hale gelirler. Sosyal çevreleriyle uyumsuzluk yaşar ve kendi benliklerini tamamen yok sayarlar.
Sağlıklı bir sevgi ile bağımlılık arasındaki çizgiyi doğru çizmek gerekir. Uzmanlar bu farkı şu temel ölçütlerle açıklamaktadır:
Tek Kişilik İlişki: Bağımlılıkta kişi kendisini yok farz eder. Hayatında sadece karşısındaki kişi vardır. Oysa normal sevmekte hem siz hem de sevdiğiniz kişi mevcuttur.
Günlük Yaşamın Bozulması: Bağımlılık nedeniyle sorumluluklar yerine getirilemez. İşten ayrılma ve hatta intihar girişimi gibi tehlikeli yaklaşımlar görülebilir.
Sosyoekonomik Etkiler: Kişinin düşük sosyoekonomik düzeyde olması, aşkın platonik kalmasına yol açar. Yüksek konumda ise aşka çok daha derin anlamlar yüklenebilir.
Çok çarpıcı bir gerçek vardır ki, birçok bağımlı kişiye “Bağımlı olduğunuz kişinin yüzünü hatırlayın” denildiğinde zorluk yaşarlar. Çünkü kişi aslında karşısındaki gerçek insanı değil, kendi zihninde yarattığı kusursuz hayali sevmektedir.
Psikolojik Tespit:
Karşı tarafa aşırı değer verilerek yüceltilmesinin nedeni kişinin kendisidir. Olmasını istediğimiz birçok özelliği karşımızdakine yükleriz. Bu aslında narsistik bir durumdur. Yani “Ben karşımdakini kendim için yaratırım, aslında sahnede ben varım” demektir.
Bu psikolojik durum erkeklerde ve kadınlarda farklı şekillerde seyretmektedir:
Kaynak: Acıbadem Maslak Hastanesi Psikiyatri Kliniği, Doç. Dr. Kültegin Ögel Bilgilendirme Açıklaması.