OKTAY EROL
“Emekli aç kalmasın” önerisi; yine ret!
Emeklinin yaşadığı zorluğu bilmeyen olamaz! Aldığı aylık ortada, bir aylık gereksinimi karşılayacak bedel ortada, ev kirası ortada… Buna bir de kış ayının çilesini ekleyin; yakacak derdi, kışlık giyecek derdi… Yakınınızda, yolunuzun üstünde, komşunuzda hiçbir tanıdığınız olmasa bile “emekli aylığıyla” yaşamı sürdürmenin olanaksızlığını anlarsınız! “Ekmek yiyemiyorlarsa pasta yesinler” diyecek birinin olduğuna inanacak denli “enflasyon altında ezdirmedik” diyenin de içten olduğunu sanmıyorum!
Yaşamlarını çalışmakla geçirmiş, devlete primini ödemiş, günü geldiğinde de emekli olmayı “hak” kazanmış bir yurttaştan söz ediyorum… Çalarak değil çalışarak, yan gelip yatıp “matikçilik” yaparak değil çaba harcayarak, uykuya dalarak değil kafa/ bilek gücünü kullanarak emekli olmuş yurttaş… Birine el açmak, sadaka istemek, yalvarmak zorunda değil; “hak” ettiğinin verilmesini istiyor! İnsan gibi yaşamak, insan gibi doymak istiyor! İnsan olması bile “bunları” istemesi için bir gerekçe!
***
Emeklinin “açız” çığlığını herkes duyuyor, ama nasıl oluyor da bir türlü “çözüm” üretilmiyor, anlaşılır gibi değil! Yollara, tünellere, beton yapılara, fondan kazanç sağlamak için bekleyenlere eller uzatılıyor; sıra emekliye gelince mi olanaklar tükeniyor? Aslında düşünen de var, “sözleri” doğruysa… Yeni Yol Partisi Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan, en düşük emekli aylığının asgari ücrete eşitlenmesini, bayram ikramiyesinin de asgari ücret tutarında ödenmesini önerdi. Ancak 5 Mayıs 2025’ten bu yana TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda bekletilen yasa önerisinin Genel Kurul’da görüşülmesi yönündeki istem, AKP ile MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi! Üstelik aradan yaklaşık bir buçuk yıl geçmiş… Emeklinin geçim sıkıntısı büyüyor, kirası beklemiyor, pazarı masrafları el yakıyor…
Ülkemizde “ret” konusu bir “karabasana” dönüşmüş durumda son yıllarda… “İktidar”, ne denli tepki gösterdiği bir konu olsa da “muhalefetten” gelen “tüm” önerileri ret ediyor! Sermaye piyasaları ile "fon krizi" vurgunları, deprem/ afet yönetimi / hastane yıkımları, ekonomik kriz/ enflasyon/ yoksulluk araştırmaları, basın özgürlüğü/ medyaya yönelik baskı ile kayyım uygulamaları, işçi sağlığı/ maden kazaları/ çevresel felaketler… Bunlar “ret” edilen önerilerden bazıları; şimdi “yine” de emekliler…
***
Gençleri düşünün… Üniversiteyi bitirmiş, artık “kazmaya sap” olabilmek için kapıları çalıyor birer birer… Her kapı kalın/ kale duvarlarına dönüşüyor! Ne zaman ki “güçlü bir referans” bulunacak, o güne dek kapılar açılmıyor! Peki, emeklinin durumu gençlerin “açılmayan kapılarından” ayrı mı? Değil! Mecliste “ret” diyenleri yolda görüp sorsanız, hiç düşünmeden “emeklilerin durumu gerçekten acı, bu aylıkla geçim olmaz” diyeceklerdir! Kimi zaman kürsüye çıkıp “asgari ücret de, emekli aylıkları da insanca yaşamaya elverişli duruma getirilmeli” diyenleri duymuyor değiliz… Sorun meclise gelince her şeyin rengi değişiyor!
“Ret” duvarı yalnız emeklileri bungunluğa sürüklemiyor; “muhalefet” kimi gösterdiyse, kimin durumuna tepki gösterdiyse, hangi konunun açıklığa kavuşmasını istediyse, hangi çıkmazın çözülmesinde zorunluluk gördüyse; ayırmadan söylüyorum, “iktidarın” gözünde tamamı “ret” edilmeyi hak etmiştir! “Muhalefetin” meclise getirmeyi, mecliste tartışmayı, kararı mecliste vermeyi istediği “önerilerin” bir tanesini “gereksiz” gösteremez, “çözümsüzlüğe” sürükleyemezsiniz! Hepsinin içinde “insan” var, hepsi mecliste bulunanların yurttaşa verdiği “sözler”, iyileşmeyi bekleyen sorunlar! Peki kapılar “demir duvar”; neden? İş cinayetleri, deprem, emekli aylıkları, gençlerin çığlığı, gazeteciler bu yurdun sorunu değil mi, mecliste konuşulmayacak da nerede konuşulacak bilen var mı?
***
Milletvekilleri yurttaşın sorunlarını Meclis'e taşımayacak, yaşanan sıkıntıları orada dile getirmeyecek, çözüm yolları aramayacaksa bunu nerede yapacak? Seçim zamanı kapı kapı dolaşıp oy isteyenler, yurttaşın derdini dinleyeceklerine söz verenler, o koltuklara kimin adına oturduklarını unutabilir mi?
Emeklisiyle, işçisiyle, genciyle, küçük esnafıyla herkes bu yurdun yurttaşı; bu topraklarda doğmuş, burada çalışıp;/ kazanıp/ yaşamak için çırpınırken, bu en “doğal/ temel” hakları umursamamak hiç kimsenin “hakkı” olamaz! Bu yurdun topraklarında yaşamını sürdüren herkes hem çalışabilecek hem doyabilecek hem de yaşamı sevebilecek; buna da “hakkı” var! “Haklarının” çiğnenmesine, sorunlarının “çözümsüz” kalmasına vereceği “yanıt” da var; unutmayın!