Dikkat, Çocuklarınız Aslında Sizin Değil!

Biz yetişkinler, çocuklarımızın tamamen bizim olduğunu düşünüyoruz. Kendimizi onların tek sahibi olarak görüyoruz. Ancak insan, kendi malı olarak gördüğü bir nesneye ya da canlıya karşı ne yazık ki daha hoyratça davranabiliyor.

Kendimizi sınamak için basit bir örnek düşünelim. Bir komşunuz size misafirliğe geldi ve birlikte çay içiyorsunuz. Misafiriniz yanlışlıkla çayı halıya ya da masadaki önemli dosyaların üzerine döktü. Tepkiniz nasıl olurdu?

Muhtemelen "Önemli değil, olur böyle şeyler" der ve geçerdiniz. Misafirinizin kalbinin kırılmasını istemez, bu kazayı hiç önemsemezdiniz.

Peki, aynı kazayı kendi çocuğunuz yaptığında tepkiniz neden bu kadar sert oluyor? Aslında çocuklar bize emanettir gerçeğini unuttuğumuzda, ebeveynlikte en büyük yanılgıya düşmüş oluyoruz.

Emanet Çocuğa Şefkat, Öz Çocuğa Öfke Neden?

Başka bir senaryo daha düşünelim. Komşunuz küçük çocuğunu birkaç saatliğine size emanet etti. O küçük çocuk da bardağı düşürüp suyu halıya döktü. Tepkiniz yine yumuşak olurdu. Çünkü o çocuğun üzülmesini istemezsiniz.

Ancak konu kendi çocuğumuz olduğunda işler değişiyor. Suyu veya çayı bilmeden döken kendi evladımızı kolayca azarlayabiliyor, hatta bazen vurarak kalbini ve ruhunu incitebiliyoruz.

Hâlbuki yetişkin olan misafirimiz, bedenini henüz tam kontrol edemeyen o küçük çocuktan daha dikkatli olmalıydı. Yetişkine gösterdiğimiz bu toleransı, neden kendi canımızdan olan çocuktan esirgiyoruz?

Bunun tek bir cevabı var: Sahiplik yanılgısı. Bizim olmayan insanlara ve nesnelere karşı daha ölçülü davranırken, "benim" dediğimiz canlılara karşı sınırları aşabiliyoruz. Çocuklarımızı daha sağlıklı yetiştirmek için acilen bu yanılgıdan sıyrılmalıyız.

Yaratıcı’nın En Özel Emaneti

Bir an için durup düşünelim. Çocuklarımız bize mülk olarak değil, sadece birer emanet olarak verilmiştir. Yüce Yaratıcı, değer verdiği ve yoktan var ettiği bir canı büyütmemiz için bize teslim etmiştir. Bu durum, aslında bize verilen çok büyük bir değerdir.

Yaratıcımız adeta bize şu mesajı vermektedir:

"Ben bu dünyaya değerli bir kul göndereceğim. Onu yaratılmışların en üstünü olan insan sıfatıyla var ettim. Bu kulum büyüyene kadar sevgiye ve ilgiye muhtaç olacak. Onun rızkını ben vereceğim, size ise sadece emanetçi rolü düşüyor. Bu küçük kuluma sevgiyle muamele edin, ruhunu incitmeyin. Günü geldiğinde bu emaneti sizden geri alacağım."

Bizler "benim çocuğum" diyerek sahiplenmeye başladığımız an, kötü muamele ve şiddet de beraberinde geliyor. Sahiplenme duygusu, çocuğun bir insan olduğunu unutturup onu bir eşya gibi görmemize yol açıyor.

Çocuklar Birer Cep Telefonu Değildir

Günlük hayatımızda kullandığımız cep telefonlarını düşünelim. Onların sahibiyiz. İstediğimiz zaman açar, istediğimiz zaman kapatırız. İstersek duvara atıp kırabiliriz ve kimse bize karışamaz. Çünkü o cansız bir nesnedir.

Ne yazık ki bazen çocuklarımıza da aynı bu telefonlar gibi davranıyoruz. İstiyoruz ki biz sus deyince sussunlar, konuş deyince konuşsunlar. İşimiz olduğunda onları bir köşeye bırakmak, odalarına göndermek istiyoruz.

Hatta birisi çocuğumuza verdiğimiz sert tepkiye karışacak olsa hemen savunmaya geçiyoruz: "Sana ne kardeşim, benim çocuğum değil mi? Severim de döverim de!"

Oysa onları biz satın almadık. Onları biz yaratmadık ve dünyaya gelme kararını da biz vermedik. Onlar bize sadece lütfedilen şirin birer emanettir.

Canlıya Duyulan Saygıyı Çocuklarımızdan Esirgemeyelim

Sokakta gezen hayvanlara zarar vermemeye çalışıyoruz. Evdeki balıklara hakaret etmiyor, bitkilere bağırıp dallarını kırmıyoruz. Çünkü onların birer canlı olduğunu biliyoruz.

Çocuklarımız da birer canlıdır. Hem de sevgimize en çok ihtiyaç duyan, en masum canlılardır. Canlıya duyduğumuz saygıyı onlara da göstermek zorundayız. Elbette onlara kızabilir veya küsebiliriz. Ancak hakaret ederek kişiliklerini zedeleyemez, ruhlarını incitemeyiz.

Onları eğitelim derken, ruhsal olarak "eğip" hayatın dışına "itmemeliyiz."

Ebeveynler İçin İki Temel Gerçek

Özetlemek gerekirse, çocuklarımızı doğru ve sağlıklı bir şekilde eğitmek istiyorsak şu iki temel gerçeği asla unutmamalıyız:

  1. Bizler sahip değil, sadece emanetçiyiz: Çocuklarımızın gerçek sahibi biz değiliz. Onlar bize geçici olarak verilmiş kıymetli birer misafirdir.

  2. Onlar eşya değil, hassas birer kalp taşıyorlar: Çocuklarımıza dilediğimiz gibi yön verebileceğimiz cansız nesneler gibi davranamayız.

Geleceğimizin teminatı olan yavrularımıza, hak ettikleri saygı, nezaket ve özenle yaklaşabilmek dileğiyle...

Uzman Pedagog Mehmet Teber

Benzer Videolar