Teğabün Suresi 10 – 12: İyi Niyet, İnsanı Cennetten Mahrum Etmez 

İBRAHİM FAİK BAYAV
Teğabün Suresi 10 - 12: İyi Niyet, İnsanı Cennetten Mahrum Etmez
Teğabün Suresi'nin 9'ncu ayetinde, salih iş yapanların cennete girdirileceği belirtildi. Toplumda salih iş yapamayanlar mutlaka olacaktır. Bu insanların cennete girme imkanı olmayacak mı? Olması gerekir. Bunun için Salih iş yapamayan insanlarda niyet belirleyici olacaktır. Fertler salih iş yapamasalar da iyi niyet cennetin kapısını açık tutar. Ya kötü niyet?.. İşte bunu anlayabilmek için onuncu ayete bakacağız: Teğabün Suresi'nin onuncu ayeti şu: ''Vellezine keferu ve kezzebu bi ayatina ülaike ashabü'n-nari; halidine fi ha. Ve biese'l-masir''. Bu ayete göre insanlarda kötü niyet, 'keferu' ve 'kezzebu' çerçevesinde oluşuyor. Yani kural belirten tavsiyelerin ret edilmesi ve tekzip edilmesiyle. Bu kişilerin cennet yaşamına ulaşabilmeleri mümkün olmayacaktır. Es kaza cennet ortamında kalsalar, bencil tavırları oradan ret edilmelerine sebep olacaktır.  'Nar' اَلنَّارِ sözcüğü 'ateş' demek ise de bu sözcük 'hezimet' ve 'bozgun' anlamına da geliyor. 'Ashabü'n-nar' اَصْحَابُ انَّارِ kelimesi, bozulmuşlar ve itilmişler anlamında bir tanımlama oluyor. Tekfir ve tekzip etme davranışında bulunan kişiler, akılları başlarına gelmedikçe ve tavsiyeleri kabul etmedikçe bu vasıfta kalacaklardır. Yazının başında, salih iş yapamayanların cennete girmesinde niyetlerinin belirleyici olduğu belirtildi. Fakat, fert ya da toplum, salih iş yapılmamasıyla bir zorluğun ve sıkıntının içine mutlaka girmiştir. İyi niyet, onların yaşamlarının aydınlanmasına imkan sağlar. Sonraki ayete bakalım: Teğabün Suresi on birinci ayet: BİRİNCİ CÜMLE: ''Ma esabe min musibetin illa bi iznillahi''. Yani?.. Ayette diyor ki; bir insana veya bir topluma,  musibetten her ne isabet ettiyse, Allah'ın izni olmadan isabet etmemiştir. Bu ifade, sebep-sonuç kuralını akla getirir. Musibeti getirecek sebep varsa, musibet gelir ferdi veya toplumu bulur. Burada da musibetin isabet oranı fertlerdeki niyetlere göre tecelli eder. İKİNCİ CÜMLE: ''Ve men yümin billahi yehdi kalbehü. Vallahü bi külli şeyin alimün''. Bu ayet, her kim Allah'a iman ederse Allah onun kalbine doğruya ulaşma yolunu açar'' diyor. Allah'ın her şeyi bilici olduğuna vurgu yapıyor. Ayetteki bu ifadeden ortaya çıkacak anlama dikkat edilmesi gerekir. Allah her şeyi bilici ise, bilicilik, bildiği çok şeyi insanlara bildirici olacağını da bildirir. İman, O'nun biliciliğini kabul etmektir. Bu da O'nun bildirdiğini öğrenmeden olmaz. Soru: Fert veya toplum Allah'ın 'bilici' sıfatı karşısında neyi bilecektir?.. Neyi öğrenecektir?.. Cevap: Gelecek musibetin sebebini öğrenecektir. Fakat burada bilinmesi gereken bir şey daha var: Gelecek musibetin sebebi bilinse de, fert veya topluma isabet edip etmeyeceği, üstte belirtildiği gibi, niyetlere bağlı olacaktır. Konu KADER çerçevesine girer; duralım. Teğabün Suresi on ikinci ayet: ''Ve atıullahe ve atıuu er-resule. Fe en tevelleytüm, fe innema ala resulina el-belağu'l-mübin''. Bu ayet, toplum fertlerine, Allah'a ve onun Resulüne itaat edin diyor. Allah'a itaat etmek, otorite tarafından gönderilen emirlere dikkat etmek, demektir. Emirlerin içeriğini anlayanlar vardır; dikkat edeceklerdir. Anlayamayanlar ise, ''resule itaat edin'' emri gereğince, onun açıklamasına ve davranışına göre hareket edeceklerdir. Yani, ya bizzat Resul ya da onun tayin ettiği kişiler toplum fertlerini bilgilendireceklerdir. Bugün Müslüman ülkede uygulananlara dikkat ediliyor mu? Yönetime gelenler, ne olduğunu bilmediği kanunu çıkarıyorlar; kanunu bilmeyen ve kanundan haberi olmayan vatandaşlar yanlış yaptığında cezai işlem uyguluyorlar. Gelen emir ve tavsiye karşısında, yüz çevirirseniz, diyor ayet. O zaman size bildiren ve öğreten resulün -uğradığınız musibet karşısında- bir sorumluluğu olmaz. İbrahim Faik Bayav (24.07.2026 09:31)
Benzer Videolar