Namaz Kılmıyorsun, Ücreti Az mı Geliyor? Namazın Önemi ve Nefisle Mücadele

Arkadaşlar, bu yazımızda namazla ne kadar irtibatımız olduğunu biraz sorgulayacağız. Namaza karşı duruşumuz nedir? Namazın ne olduğunu gerçekten biliyor muyuz veya farkında mıyız? Namazdan kazandıklarımız nelerdir, namazı kılmazsak neleri kaybederiz? Umarım yazının sonunda hepimiz nefsimize bir ders çıkarırız. Bu satırlardan sonra bu yazıyı baştan sona okumak, hepimizin üzerine bir borç gibi görülmelidir. Çünkü mesulüz. Devekuşu gibi başımızı kuma gömerek hakikatten ebediyen kaçamayız. İnanıyorum ki bu yazı, birçok kardeşimiz için güzel bir başlangıç olacaktır.

Namaz Neden Bize Ağır Geliyor?

Çoğu zaman kendimizi zorladığımızın farkındayız. Namaz deyince, Allah'ın huzurunda geçirilen o birkaç dakikalık manevi zaman, sanki saatler süren ağır bir iş gibi gelmeye başlayabiliyor. Ezan okunuyor ve bazılarımız sanki kötü bir haber duymuş gibi hissediyor:
“Off ya, şu namazı kılayım da aradan çıksın.”
Böyle düşünenlerimiz bile olabilir. Gerçek bu. Hiç kıvırmaya gerek yok. Ezan okunduğunda acaba kaçımız, “Oh, Rabbimin huzuruna çıkacağım” diyerek sevinebiliyoruz? Hepimizin nefsi var. Şeytan var. Peki ne yapacağız? Namaz, Allah Teâlâ'nın emri. Nefsimiz ve şeytan ise bizi bundan uzaklaştırmaya çalışıyor. O hâlde bizim de bu mücadeleyi yeniden değerlendirmemiz gerekiyor.

Bediüzzaman'ın Namazla İlgili İkazı

Bir zaman Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri'nin yanına birisi gelir ve şöyle der:
“Namaz iyidir, fakat her gün beşer defa kılmak çoktur. Bitmediğinden usanç veriyor.”
Bediüzzaman Hazretleri ise bu düşüncenin aslında nefsin bir oyunu olduğunu anlatır ve kendi nefsini dinleyerek şu ifadeleri aktarır:
“O zatın o sözünden hayli zaman geçtikten sonra nefsimi dinledim ve işittim ki aynı sözleri söylüyor. Ve ona baktım, gördüm ki tembellik kulağı ile Şeytan'dan aynı dersi alıyor.”
Burada çok önemli bir noktaya dikkat çekiliyor. Belki biz de aynı düşünceleri içimizden geçiriyoruz. “Her gün beş vakit namaz... Bitmiyor ki!” diye düşünüyoruz. Peki sorun gerçekten namazın çokluğunda mı? Yoksa sorun, nefsimizin namazı ağır göstermesinde mi?

“Ey Bedbaht Nefsim! Acaba Ömrün Ebedî midir?”

Bediüzzaman Hazretleri nefsine hitaben şöyle seslenir:
“Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir? Hiç kat'î senedin var mı ki, gelecek seneye, belki yarına kadar kalacaksın?”
Bu soruyu hepimizin kendisine sorması gerekiyor. Acaba ömrümüz ebedî mi? Elbette hayır. Yarına çıkacağımızın garantisi var mı? Hayır. Hatta birkaç dakika sonra ne olacağını bile bilmiyoruz. Fakat günlük hayatımıza baktığımızda sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi davranıyoruz. Gençken, “Daha çok zamanım var” diyoruz. “Daha yaşayacağım, askere gideceğim, evleneceğim, çocuklarım olacak.” Böylece geleceğe yönelik onlarca plan yapıyoruz. Fakat ölüm gerçeğini çoğu zaman hayatımızın dışında tutuyoruz. İnsan bazen yalnız kaldığında bu gerçeği daha fazla hissediyor. Gecenin bir yarısı tek başına kaldığında, yatağa uzandığında veya hayatın gürültüsünden uzaklaştığında ölüm düşüncesi zihnine daha fazla geliyor. Fakat sabah olduğunda yine günlük telaşımıza dönüyoruz. İşte nefsin oyunlarından biri de burada ortaya çıkıyor.

Nefsin Oyunu: Ebediyet Vehmi

Bediüzzaman Hazretleri'nin dikkat çektiği önemli noktalardan biri, insanın kendisini sanki uzun yıllar yaşayacakmış gibi düşünmesidir. Buna ebediyet vehmi denilebilir. Mesela yatsı namazını kıldıktan sonra nefsimiz şöyle düşünebilir: “Daha kaç yıl namaz kılacağım? Yarın da kılacağım, sonraki gün de... Kıl kıl bitmiyor!” İşte nefsin kurduğu tuzak tam da budur. Oysa bizim sorumluluğumuz, önümüzdeki 40-50 yılın namazını bugünden taşımak değildir. Şu an üzerimize düşen namazı kılmakla sorumluyuz. Bir sonraki namaz vakti geldiğinde de onun gereğini yerine getiririz. Dolayısıyla henüz gelmemiş yılların namazlarını düşünerek kendimizi bunaltmak, namazdan soğumamıza sebep olmamalıdır. Nefsimize şöyle seslenebiliriz:
“Ey nefis! Beni kandıramazsın. Benim ömrüm ebedî değil. Yarına çıkacağıma dair kesin bir senedim de yok. O hâlde neden beni usandırmaya çalışıyorsun? Şu an üzerime düşen namazı kılacağım. Allah bana yeni bir vakte ulaşmayı nasip ederse, o vakit de Rabbimin huzuruna çıkacağım.”
İşte bu şuurun nefsimize yerleşmesi gerekiyor.

24 Saatin İçinde Namaza Ne Kadar Zaman Ayırıyoruz?

Bediüzzaman Hazretleri şöyle devam ediyor:
“Keyif için, ebedî dünyada kalacak gibi nazlanıyorsun. Eğer anlasaydın ki ömrün azdır...”
Burada çok önemli bir mesele ortaya çıkıyor. Eğer insan ömrünün sınırlı olduğunu gerçekten anlarsa, hayatını da ona göre düzenlemeye başlar. Bediüzzaman Hazretleri, namazın insanın hayatında çok az bir zaman tuttuğuna dikkat çekerek şöyle ifade eder:
“Eğer anlasaydın ki ömrün azdır, hem faydasız gidiyor; elbette onun yirmi dört saatten birisini, hakikî bir ebedî hayatın saadetine sebep olacak bir güzel ve hoş ve rahat ve rahmet bir hizmete harcamak, usanmak şöyle dursun, belki ciddî bir arzu ve hoş bir zevki tahrike sebep olur.”
Gerçekten de insanın hayatında namaza ayırdığı zaman, günün tamamıyla kıyaslandığında çok küçük bir bölümdür. Günün büyük bölümünü işimize, alışverişimize, dinlenmeye, eğlenmeye, telefonumuza ve çeşitli dünya işlerine ayırıyoruz. Peki Rabbimizin huzurunda geçireceğimiz birkaç dakikayı neden ağır görüyoruz? Namazın önemi tam da burada ortaya çıkıyor. Namaz sadece yerine getirilmesi gereken bir ibadet değil; aynı zamanda insanın Rabbine yönelmesi, O'nu hatırlaması ve manevi hayatını diri tutmasıdır.

“İnsan Gerçekten Rabbine Karşı Pek Nankördür”

Kur'an-ı Kerim'de Âdiyât Suresi'nde insanın nankörlüğüne dikkat çekilir:
“Soluk soluğa süratle koşan, koşarken ayaklarını vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.”
(Âdiyât Suresi, 1-6. ayetler) İnsanın sahip olduğu nimetleri ve kendisine verilen imkânları düşündüğümüzde, bu ayetler üzerinde ciddi şekilde tefekkür etmek gerekir.

“Acaba Şu Vazife-i Ubudiyet Neticesiz midir?”

Bediüzzaman Hazretleri'nin üzerinde durduğu bir başka önemli soru ise şöyledir:
“Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubûdiyet neticesiz midir? Ücreti az mıdır ki sana usanç veriyor?”
Gerçekten de düşünmemiz gereken soru budur: Namazın ücreti az mı? İnsan dünyadaki işine karşılık ücret aldığında, o ücret için saatlerce çalışabiliyor. Sabah işe gidiyoruz, akşam dönüyoruz. Yoruluyoruz, bazen sıkılıyoruz, bazen zorluklarla karşılaşıyoruz. Peki neden? Çünkü karşılığında bir ücret alıyoruz. Bediüzzaman Hazretleri tam da bu noktadan hareketle insanın nefsine önemli bir soru yöneltiyor:
“Acaba şu vazife-i ubûdiyet neticesiz midir? Ücreti az mıdır ki sana usanç veriyor?”
Dünyadaki geçici bir kazanç için saatlerce çalışan insan, ebedî hayat için kendisine büyük bir kazanç kapısı açan ibadeti neden ağır görsün?

Namazın Dünyadaki Huzuru

Namaz kılan bir insanın yaşadığı manevi huzur da namazın dünyadaki sonuçlarından biridir. Namazdan sonra insanın ruhunda bir rahatlama meydana gelebilir. İnsan birkaç dakika önce zihnini meşgul eden düşüncelerden uzaklaşıp Rabbine yönelmenin huzurunu yaşayabilir. Namazın asıl gayesi elbette yalnızca dünyada rahatlamak değildir. Ancak ibadetin insanın ruh dünyasında meydana getirdiği huzur da inkâr edilemeyecek kadar önemlidir. Bediüzzaman Hazretleri'nin ifadelerinde namazın yalnız dünya hayatında değil, ahiret hayatında da önemli bir karşılığı olduğu vurgulanır.

Namazın Ahiretteki Karşılığı

Bediüzzaman Hazretleri namazın sonuçlarını şöyle ifade eder:
“...ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya; ve herhalde mahkemen olan mahşerde sened ve berat; ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat köprüsünde nur ve burâk olacak bir namaz neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır?”
Burada insanın önündeki ahiret yolculuğuna dikkat çekiliyor. Dünya hayatı sona erecek. İnsan kabre girecek. Daha sonra hesap ve ahiret hayatı başlayacak. İşte mümin açısından namazın değeri yalnızca dünya hayatıyla sınırlı değildir. Namaz, kulun Rabbine bağlılığının ve kulluk vazifesinin en önemli göstergelerinden biridir. Bu nedenle namazı sadece birkaç dakikalık bir görev olarak görmemek gerekir.

Namazın Ücreti Gerçekten Az mı?

Şimdi bir kez daha kendimize soralım: Namazın ücreti az mı? Dünyadaki geçici kazançlarımız için saatlerce çalışıyoruz. Para kazanmak için yoruluyoruz. Bir ev sahibi olmak için yıllarca uğraşıyoruz. Bir araba almak için çalışıyoruz. Çocuklarımızın geleceği için çaba gösteriyoruz. Peki bütün bunların yanında ebedî hayatımız için ne yapıyoruz? Bediüzzaman Hazretleri şöyle devam ediyor:
“Bir adam sana yüz liralık bir hediye va'd etse, yüz gün seni çalıştırır.”
İnsan, karşılığında bir ücret alma ihtimali varsa uzun süre çalışmayı göze alabiliyor. Peki Allah'ın vaadi? Allah Teâlâ'nın müminlere vaat ettiği rahmet ve mükâfat düşünüldüğünde, namazı neden ağır görüyoruz? Bu noktada insanın kendisini ciddi şekilde sorgulaması gerekiyor.

Namazı Kılarken de Dikkat Etmemiz Gerekiyor

Sadece namaz kılmak da yeterli değildir. Namazı nasıl kıldığımız, ibadete karşı tavrımız ve kalbimizin hâli üzerinde de düşünmeliyiz. Bediüzzaman Hazretleri şöyle uyarıyor:
“Sen hizmet etmezsen veya isteksiz, gülünç veya usançla, yarım yamalak hizmetinle O'nu va'dinde itham ve hediyesini küçümsesen...”
Ezan okunuyor. Allah'ın huzuruna çıkıyoruz. Fakat bazen zihnimiz başka yerde, kalbimiz başka yerde, bedenimiz başka yerde olabiliyor. Bazen namazı bir an önce bitirmek için acele ediyoruz. Bazen “Şunu da yapayım, sonra namazı kılarım” diyerek ibadeti erteliyoruz. Oysa namaz, kainatın Rabbi olan Allah Teâlâ'nın huzurunda durmaktır. Bu nedenle namaza karşı tavrımızı yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor.

Cennet ve Cehennem Gerçeğini Unutmamalıyız

Bediüzzaman Hazretleri'nin 21. Söz'de yer alan ikazının sonunda şu soru sorulur:
“Dünyada hapsin korkusundan en ağır işlerde fütursuz hizmet ettiğin halde, Cehennem gibi bir haps-i ebedînin havfı, en hafif ve lâtif bir hizmet için sana gayret vermiyor mu?”
Bu soru gerçekten çok düşündürücüdür. Dünyadaki bir cezadan korktuğumuz zaman, üzerimize düşeni yerine getirmek için büyük çaba gösteriyoruz. Peki ahiret hayatını düşünürken neden aynı hassasiyeti göstermiyoruz? Elbette müminin ibadeti yalnızca korkuya dayanmaz. Allah'ın rahmeti, sevgisi ve rızasını kazanma arzusu da kulluğun temel unsurlarındandır. Bu nedenle namaza sadece “cezadan kurtulmak” düşüncesiyle değil, Rabbimize karşı kulluk görevimizi yerine getirmek ve O'nun rızasını kazanmak için yönelmeliyiz.

Namaz Kılmayan Kardeşim, Bugün Başla

Eğer namaz kılmıyorsanız, “Artık çok geç” diye düşünmeyin. “Yılların namazını nasıl kılacağım?” düşüncesiyle bugünkü namazınızı da ihmal etmeyin. Şeytanın insanı ibadetten uzaklaştırmak için kullanabileceği vesveselerden biri de kişiye gözünde büyütülen bir yük göstermektir. Önemli olan bugün doğru bir adım atmaktır. Namazı ertelemeyin. Bir sonraki vakti beklemeyin. Allah'ın huzuruna çıkmak için kararınızı bugün verin. Nefsimize karşı mücadele edelim ve ona şöyle diyelim:
“Yeter artık! Beni bu esaret altında tuttuğun yeter. Ben Rabbimin huzuruna çıkacağım.”

Son Bir Muhasebe

Şimdi herkes kendi nefsine şu soruyu sorsun: Kime kulluk ediyoruz? Nefsimize mi? Dünyaya mı? Geçici arzularımıza mı? Yoksa bizi yaratan, yaşatan ve bize sayısız nimet veren Yüce Mevla'ya mı? Namazın önemi üzerine düşünmek, aslında hayatımızın nereye gittiği üzerine düşünmektir. Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri'nin namazla ilgili bu ikazlarının tamamını Risale-i Nur Külliyatı'nın Sözler adlı eserinde, 21. Söz'de okuyabilirsiniz. Namazın hayatımızdaki yerini yeniden düşünelim. Nefsimizin oyunlarına aldanmayalım. Rabbimizin huzuruna isteksiz değil, şükür ve kulluk şuuru içerisinde çıkmaya gayret edelim. Allah Teâlâ hepimize namazı hakkıyla kılmayı, namazın kıymetini bilmeyi ve ibadetlerimizi ihlasla yerine getirmeyi nasip eylesin. Duanıza muhtaç kardeşiniz için bir dua etmeniz temennisiyle... Es-Selâmü Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berakâtühû.
Benzer Videolar