İşte bir namaz öyküsü... İbret alabilen herkes için bir ibret. Belki bir gün beratımız olur.
Ama olmuyor...
Oturduğun yere çakılıp kalıyorsun. Hoyrat bir el tutuyor seni. Ne kadar çok hoyrat eller var, değil mi?
Kalbin secdeyi ne kadar arzuluyor...
Ancak bu arzu sana kadar ulaşamıyor. Ulaşsa bile cılız ve güçsüz bir sesten öteye gidemiyor.
“Kalbimle aramda ses geçirmez bir duvar mı var?” diyorsun.
Belki...
Belki başka şeyler de var.
Bilemiyorum.
Cansız ve sönmüş bir bedenin içinde yeniden hayat bulmaya çalışıyorsun, öyle mi?
Durmalısın önce.
Sakinleşmelisin.
Ne kendi üzerine silah doğrultup kendini daha fazla yaralamalısın ne de bahanelere sığınmalısın.
İnsan kendini anlayabilmeli, değil mi?
Tamam...
Duracağına söz vermen sevindirdi beni.
Kalbin Secdeyi Özlüyor
Melekler kalbine dokunamıyor diye üzülüyorsun.
Meleklerin çaresizce kalakaldığını hissediyorsun. Ağlayabilseler ağlayacaklar. Senin için ağlayacaklar.
Sana dünyanın en değerli armağanını, Allah’a yaklaşma hissini kalbine bırakamadıkları için üzgünler.
Sen de mi üzgünsün?
Farkındayım...
Üzgünsün.
Meleklerin yerine sen ağlıyorsun.
Peki, son bir gayret gösteremez misin?
O’nun için bunu yapamaz mısın?
“Secdeye varmak için içimde en ufak bir istek yok.” diyorsun.
Secdeye varmak için kalbinin bunu tam anlamıyla istemesi gerektiğine mi inanıyorsun?
Önce kalbin Allah’a yakınlık hissetmeli, sonra bu yakınlık seni secdeye götürmeli diye mi düşünüyorsun?
Peki, secdeye varmak için böyle bir isteğin mutlaka olması gerekir mi, diye hiç düşündün mü?
“Düşünmedim.” mi diyorsun?
Tahmin etmiştim.
Zihnindeki Bahaneler
Zihnine bir sürü “ama” geliyor.
Eskiden secdeye varırken içinde büyük bir zevk mi vardı?
Anladım...
Büyük bir hazla secdeye varıyordun eskiden. İçinde büyük bir lezzet duyuyor, kalbini Allah’a yakın hissediyordun.
Şimdi ise secdeye varmak için içinde ne bir istek var ne de bir haz.
Kalbin bütün lezzetini yitirmiş.
Hatta sadece secdeye karşı değil, hayata karşı da...
Yaşama lezzeti, içindeki çölde kuruyup gitmiş.
İçinde hâlâ bir istek yok.
Arzu yok.
Bedenin yorgun.
Ama kalbinde bir yangın var.
İşte Şimdi Secdeye Var!
Biliyor musun?
İçinde hiç istek, arzu, haz ve lezzet yoksa...
İşte şimdi özellikle secdeye varacaksın.
Özellikle şimdi.
Bu fırsatı kaçırmayacaksın.
İşte şimdi secdenin zirvesinde olacaksın.
Şaşırdın mı?
Biliyordum şaşıracağını.
Seni secdeden alıkoyan o hoyrat el, bunu ne kadar çok kullandı, değil mi?
“Haz alamıyorsan, içinde arzu ve istek yoksa, secdeye varmak duygularında bir anlam ifade etmiyorsa orada ne işin var?” diyor.
Hatta isteksizce yapılan bir secdeden Allah’ın razı olmayacağını bile düşündün, değil mi?
Ne kadar çok hoyrat ses var içimizde...
Belki de yaşadığın kötü şeylerden dolayı secdeye varmaya kendini layık görmüyorsun.
Tahminim doğru çıktı mı?
Peki, hangi insan secdeye kendisini layık gördüğü için varır ki?
Secdeye, Allah’a layık olduğumuz için değil; O’na layık bir kul olabilmek için varmaz mıyız?
Bir kere de böyle düşünmeye ne dersin?
“Secde Et ve Yaklaş”
O’nun, “Secde et ve yaklaş.” buyruğunu bir kere daha düşünelim.
Bak, şimdi ben de fark ettim.
Rabbimiz önce “yaklaş” demiyor, değil mi?
Kalbinde secdeye varmak için bir yakınlık, bir istek veya bir lezzet beklemiyor senden.
Tersine, önce secdeyi istiyor.
Sonra yakınlaşma geliyor.
Dikkat ettiysen...
İçinde hiç istek yokken bile, hiç haz almıyorken bile secdedeysen...
O’nu ne kadar memnun ediyorsun, biliyor musun?
Haz almak için değil...
Lezzet duymak için değil...
Rahatlamak için değil...
Tüm isteksizliğine rağmen sadece ve sadece Allah için secdeye varabilirsin artık.
“Zevk alıyor muyum?”
“Allah’a şu an yakın mıyım?”
diye kendini sorgulamıyorsun.
Alnının secdede olması yetecek sana.
İnan bana...
Kalbini rahat bırak yeter.
Kalbinin içini sürekli kurcalama.
Orada istek, lezzet ve arzu olup olmadığını yoklama.
Kalbin kendi kararını kendi verecek.
İnsan kalbini sürekli kurcalamamalı, değil mi?
Secde Kalbinin Ateşini Söndürecek
Kalbinin ateşini secde yatıştıracak.
Artık amacın, yatışmış bir kalple secdeye varmak değil.
Bu çok iyi bir haber.
Bunu duymak gerçekten güzel bir haber.
Hangi itfaiyeci yangını söndürürken zevk alır ki?
Ateşi söndürmek de ateş kadar yakıcı olabilir.
Eğer namaz, içindeki ateşi söndürme eylemiyse bu eylemden mutlaka zevk alman gerekmez.
Rabbimiz kimi zaman kuluna huzur verir, kimi zaman o huzurun hissini geri çeker.
Sen artık bu kararı O’na bırakıyorsun, değil mi?
İçindeki bütün isteksizliğe rağmen...
Hiç zevk almasan da...
Çok zor gelse de...
İnsan kalkmalı ve içindeki ateşi söndürmelidir.
Çünkü ateşi söndürmek, bazen ateşe maruz kalmak kadar meşakkatli ve zordur.
Ama her zorluğun içinde bir kolaylık vardır.
Alnın Secdede
Şimdi O’nu sevindirdin işte.
Şimdi melekler seni alkışladı.
Ve O’na haber götürmek için semaya yükseliyorlar.
Şimdi belki bütün kâinat bile sevindi.
“Kim bilir?” değil...
Melekler sevindiyse, kâinat neden sevinmesin?
Aya mı bakıyorsun?
“Tebessüm ediyor mu?” dedin.
Sana mı?
Bence de...
Çünkü artık alnın secdede.
Ve sen, bütün isteksizliğine rağmen Rabbine yöneldin.
İnsan başka ne isteyebilir ki?
Bir de sen O’ndan razı olduktan sonra...
O da senden razı olsun.
Âmin.