SELMA ERDAL
Yaşamın İçinden
TRT'nin Belgesel kanalında "Büyük Mücadele" başlıklı bir belgesel izliyorum.
Belgeselin içeriğinde varsıllıkla, yoksulluğun iç içe geçtiği Asya ülkeleri anlatılıyor ve Asyalı bir kadının ipek üretimine yer veriliyor.
İpek kozalarını yetiştiren kadın, böcek kelebeğe dönüşmeden kaynar suda haşlıyor kozaları ve daha sonra birer uç buluyor kozalardan, onları çekerek eliyle çevirdiği mekiğe sarıyor, ipek çilelerini hazirliyor. Hazırladığı cileleri renklendirip, ipek şallar dokuyor tahta dokuma tezgâhında... Bir zamanlar Bursalı köylü kadınların yaptığı gibi... Ama yaptığı her işlem birebir Bursa kadınların uygulamalarıyla örtüşmüyor.
Çünkü Asyalı kadın kozasındaki ipekten soyduğu böceği ateşin üzerindeki vok tavasına atıyor, böcekleri iyice kavuruyor. Daha sonra tadına bakıyor, yeterince hazır olmalı ki tavadaki böcekleri bir kaba koyuyor. Kavrulmuş böceklerle köy meydanına doğru yola çıkıyor. Köyün ortasında bir sundurma, sundurmanın altında Budist rahipler, önlerinde kaplar, onlar da kadınların sunduğu yemekleri bekliyorlar. Önlerindeki kaplarda haşlanmış pirinç, çeşitli sebzelerden hazırlanmış çorba ve bir de kavrulmuş ipek böceği var.
Işte o an Uzak Asya'dan ayrılıp, Bursa'ya dönüyorum.
Bursa'da Haziran, Temmuz ayları; ipek böcekçiliği dönemleridir. Bursa Kozahan'a getirir üretici, sabırla besleyip büyüttüğü ipekböceği kozalarını... Alıcılar geciktirmeden kozaları alırlar, böcek kozayı delip kelebeğe dönüşmeden önce... Çünkü nasılsa üretici damızlık kozasını, dolayısıyla kelebeğini seçmiştir. Seçilen kelebekler de yumurtalarını bırakınca dut yapraklarının arasına, onlar da yaşam döngülerini tamamlamış olurlar sessizce ...
Dönersek Kozahan'da çuvallar içinde bekleyen ham kozalara... Onları satın alan ham madde işleyicileriyle birlikte üretim yerlerine giderler. Onlar da Asyalı kadının yaptığı gibi kaynar sularda haşlanır, seslerini duyarsınız acıyla can verirken ama bu seslere kulak verirseniz eğer ne ipek giyebilirsiniz, ne de ipekböcekçiliğini destekleyebilirsiniz. Daha sonra kamçıcı olarak tanımlanan kadınlar, ellerindeki kamçı benzeri araçlarla suya vururlar, kozaların ucunu bulup yakınlarındaki çıkrığa sararlar ipek iplikleri ve sonrasında bükülen ipekler, daha sonra dokunan kumaşlar ve karşınızda bulunmaz Bursa İpeklisi...
Ama ya böcekler?
Onlara ne oldu?
Onlar da Asyalı kadınların kavurup, rahiplere sunduğu protein kaynağı bir besin de değil de, tavuklara yem olurlar. O böcekleri yiyen tavukların yumurtaları tuhaf kokar ve bizler de Haziran Temmuz aylarında asla yumurta yemezdik çocukluğumda... Ve Asyalı yoksul halkların nelerle beslendikleri gerçeği 21. yüzyılda tüm acı gerçekliğiyle dururken karşımızda anılarımda gezmeden duramadım.
Kim bilir belki bir gün bizler de düşer miyiz onların durumuna diye kaygılanmaktan da kendimi alamadım.
Ekonomik zorluklar kasırga gibi geçip giderken emekçinin ve emeklinin üzerinden; ben de sıkça anımsatırım üniversitede aldığımız İstatistik derslerini... İstatistik derslerinde bugün adı TÜİK olan o günlerin Devlet İstatistik Kurumu için değerli hocalarımız "Devletin resmi yalan söyleme organı" derledi.
Bugün için kurumun adi TÜİK olarak değişmiş olsa da açıklanan enflasyon rakamları baz alındığında, gerçek işlevinin değişmediği görülüyor.
Neydi o işlev?
Devletin resmi yalan söyleme organı oluşu...
Ki 2026 Temmuz zamlarıyla birlikte, yaşanan enflasyon, yetkili ağızlardan açıklanan rakamlar ve emeklinin eline geçecek maaş tutarları bir kez daha gösterecektir ki kurum görevini günümüzde de layıkıyla yerine getirmektedir.
Bilindiği gibi TÜİK’in 3 Temmuz’da açıkladığı Haziran 2026 verisine göre aylık TÜFE %0,99, yıllık TÜFE %32,11 ve 2025 Aralık ayına göre altı aylık artış %17,76.
Ne diyelim? Vatana, millete hayırlı olsun. Tengri emekliyi korusun, amen!
Ülkenin gerçekleri bir yana; tam da emeklilere yapılamayan/yapılmayan zamları tartışmaya açacaktık ki gündeme ivedilikle bir komedyen tutuklama bombası düştü ya da düşürüldü. Şimdi herkes onu konuşuyor, ülkenin en önemli sorunsalı Komedyen Deniz Göktaş'ın tutuklanması...
Durum; Orhan Veli'nin "cımbızlı" şiirindeki gibi... Ne yazmıştı Bir Garip Orhan Veli?
Ne atom bombası
Ne Londra Konferansı
Bir elinde cımbız,
Bir elinde ayna;
Umurunda mı dünya!
Bugünlerde de sanki halkın tek derdi, sıkıntısı; komedyenin tutuklanması... Arada kaynadı gitti NATO öncesi tutuklamaları ve bir de emeklilerin giderek azalan ekmekleri, bu gidişle savaşlardaki gibi "tayına bağlayacaklar" onları...
Evet;
Emekli zamlarına Deniz'in gölgesini düşürdüler, komedyenin dilindeki Ölü Deniz'de emeklileri boğdular. Bir başka deyişle kamusal alana yeni bir cambaza bak eylemi sundular.
Deniz tutuklansa da gösterisi sanal ortamda yayında olduğu için para basıyor; ara sıra basında yer alan kısacık duyumlardan da öğreniyoruz ki ekonomik zorluklar nedeniyle babalar kendini asıyor.
Kimileri için de keyifler dünlerde olduğu gibi bugünlerde de tıkırında...
Bir elinde cımbız,
Bir elinde ayna;
Umurunda mı dünya!
Selma Erdal; Didim, 4 Temmuz 2026