SELMA ERDAL
Bu Cin Hangi Oligarkın?
Küresel efendilerden dijital oligarklara…
Geçmişte dünyanın en zengin ailelerinin, uluslararası bankaların, petrol şirketlerinin ve silah sanayisinin dünyaya yön verdiğini söylerdik. Onlara kısaca
küresel efendiler derdik.
Devletlerin arkasında onlar mı vardı; savaşları onlar mı çıkarıyordu; ekonomik krizleri onlar mı yönlendiriyordu? Bunlar yıllarca konuşuldu, tartışıldı. Gün oldu gerçeklerle söylentiler birbirine karıştı; ama büyük sermayenin siyasal iktidarlar üzerindeki gücü de hiçbir dönemde bütünüyle yadsınamadı.
Sonra küresel çağ geldi.
Sınırlar sermaye için geçirgenleşti, mallar ve paralar dünyayı dolaştı, ulus devletlerin yetkileri tartışmaya açıldı. Küreselleşme, kimilerine göre insanlığın ortaklaşmasıydı; kimilerine göre ise dünyanın birkaç büyük sermaye odağının pazarı konumuna gelmesiydi.
Şimdi ise küresel çağın ardından
dijital çağ geliyor demeyeceğim. Çünkü çoktan geldi.
Evimize girdi, cebimize yerleşti, alışkanlıklarımızı öğrendi, düşüncelerimizin çevresinde dolaşmaya başladı. Neleri sevdiğimizi, nelerden korktuğumuzu, kimlerle konuştuğumuzu, ne satın aldığımızı, ne okuduğumuzu, dahası kimi an ne düşünmeye hazırlanmakta olduğumuzu biliyor.
Dijital çağın yeni efendileri de var artık:
Dijital oligarklar
Onların ellerinde yalnızca para, fabrika, petrol ya da banka yok. Veri var, algoritma var, iletişim ağları var, yapay zekâ var. İnsanlığın bilgisini depolama, düzenleme, görünür kılma ya da görünmezleştirme gücü var.
Dahası, insanlığın geleceğini biçimlendirme iddiaları var.
OpenAI CEO’su Sam Altman, 25 Temmuz 2026’da yayımlanan
Relentless podcast söyleşisinde yapay zekânın gelecekteki gücünü “her dileği gerçekleştirebilecek bir cin”e benzetti. İnsanlığın zorlu sorunlarını çözebilecek sistemlere yaklaşıldığını; ilk dileğin geniş ölçekte insanlığa yarar sağlamasını güvence altına almaya çalışacaklarını söyledi.
Ne güzel! Her dileği yerine getirecek bir cinimiz olacakmış.
Hastalıkları iyileştirecek, yeni ilaçlar bulacak, bilimsel araştırmaları hızlandıracak, büyük veri yığınlarını inceleyecek, iklim sorunlarına çözümler üretecekmiş. İyi de… Bu cin hangi oligarkın?
Cin insanlığın cini mi olacak; yoksa lambayı elinde tutan dijital oligarkların mı?
Altman, “İlk dileğimizin insanlığa geniş ölçekte yarar sağlamasını güvence altına alacağız” diyor.
Buradaki
“biz” kim?
OpenAI mı?
Şirketin yatırımcıları mı?
Amerikan teknoloji sermayesi mi?
Yapay zekâ mühendisleri mi?
Amerika Birleşik Devletleri mi?
Yoksa bütün insanlık mı?
İnsanlık ne ara bir araya geldi de ilk dileğini belirledi?
Dünyanın yoksulları, emekçileri, işsizleri, savaş mağdurları, göçmenleri, Afrika’nın susuz köylerinde yaşayanlar, Asya’nın fabrikalarında çalışanlar hangi toplantıda temsil edildi?
Biz böyle bir seçim yaptık da haberimiz mi olmadı?
İnsanlık adına dilekte bulunma yetkisini Sam Altman’a ya da diğer dijital oligarklara
kim verdi?
Hiç kimse…
Bu yetki sandıkla verilmedi. Bir dünya parlamentosunda oylanmadı. İnsanlığa sorulmadı.
Yetki verilmedi;
teknolojik üstünlük, sermaye, veri ve dijital bağımlılık yoluyla fiilen ele geçirildi.
Önce insanlara kolaylık sundular.
Ücretsiz arama motorları, sosyal medya ağları, elektronik posta hizmetleri, bulut depoları, akıllı telefon uygulamaları…
Sonra insanlar bu hizmetlere alıştı. Ardından alışkanlık bağımlılığa dönüştü. En sonunda araçların sahipleri, insanlığın geleceğinin sahipleri gibi konuşmaya başladı.
Eski küresel efendilerin gücü paraya, enerjiye, üretime ve devletlerle kurdukları ilişkilere dayanıyordu. Yeni dijital oligarklar ise bunlara ek olarak insanların neyi göreceğini, neyi okuyacağını, neyi hatırlayacağını ve giderek neyi düşünebileceğini belirleme gücüne sahip oluyor.
Eski efendiler fabrikaları yönetiyordu. Yeni efendiler zihinlere açılan yolları yönetiyor.
Eski efendiler petrol kuyularına sahipti. Yeni efendiler verinin kuyularına sahip.
Eski efendiler ülkelerin ekonomilerini etkiliyordu. Yeni efendiler yalnızca ekonomileri değil; bilgiyi, belleği, iletişimi ve geleceğe ilişkin düşleri de biçimlendirebilir.
Peki onlar dünyayı aydınlatacaklar mı, karartacaklar mı?
Bilmiyoruz.
Çünkü onların amaçlarını, bize yaptıkları kurumsal açıklamalardan biliyoruz:
“İnsanlığa yarar sağlama…”
“Bilimsel ilerleme…”
“Güvenli yapay zekâ…”
“Herkes için bolluk…”
“İnsan değerleriyle uyum…”
Hepsi ne kadar güzel sözler!
Ama insanlık tarihinde iktidar sahipleri, yaptıklarını hangi dönemde “İnsanlığa zarar vermek için yapıyoruz” diyerek açıkladı?
Sömürgecilik bile uygarlık götürme iddiasıyla yapılmadı mı?
Savaşlar barış adına çıkarılmadı mı?
Gözetim sistemleri güvenlik gerekçesiyle kurulmadı mı?
Yoksullaştırma politikaları kalkınma adı altında uygulanmadı mı?
Dolayısıyla dijital oligarkların iyi niyetli açıklamalarını dinlemek başka; ellerindeki gücün nasıl kullanılacağını demokratik biçimde denetlemek başkadır.
Üstelik sorun yalnızca kişilerin iyi ya da kötü niyetli olması değildir.
Sam Altman çok iyi niyetli bir insan olabilir.
Diğer teknoloji şirketlerinin yöneticileri de gerçekten insanlığa yararlı olmak isteyebilir ama
iyi niyet, demokratik meşruiyet değildir.
İyi niyetli bir oligark da oligarktır.
Çünkü insanlık onu seçmemiştir, kararlarını denetleyemez, görevden alamaz ve yanlış kararlarının hesabını soramaz.
İnsanlığın geleceği birkaç teknoloji yöneticisinin vicdanına bırakılamaz.
Çünkü cin yalnızca dileği gerçekleştirmez; dileği yorumlar da…
“Dünyadaki açlığı sona erdir” dediğimizde, gıda üretimini ve adil dağıtımı mı artıracak? Yoksa insanları sınıflandırıp tüketimlerini mi sınırlandıracak?
“Dünyada güvenliği sağla” dediğimizde, suçları mı önleyecek? Yoksa herkesi günün yirmi dört saati gözetim altında mı tutacak?
“İnsan ömrünü uzat” dediğimizde, bu olanak bütün insanlara mı sunulacak? Yoksa yalnızca varsılların satın alabildiği yeni bir ölümsüzlük ayrıcalığı mı yaratılacak?
Masallarda cinler dileği yerine getirir; ama çoğunlukla dileğin ardındaki niyeti değil, sözcüklerin çıplak anlamını izler.
Bu nedenle temel sorun cinin ne kadar güçlü olduğu değildir.
Temel sorun,
dileği kimin kurduğu, cinin dileği nasıl yorumladığı ve ortaya çıkan sonucu kimin denetlediğidir.
Bir de şu var; bu cin lambadan kendiliğinden çıkmayacak. Devasa veri merkezlerinde çalışacak. Büyük miktarda elektrik ve su tüketecek. Gelişmiş çiplere, madenlere, iletişim altyapısına ve milyarlarca insanın ürettiği verilere gereksinim duyacak. İnsanlığın kitaplarıyla, yazılarıyla, resimleriyle, düşünceleriyle, bilimsel çalışmalarıyla beslenecek.
Hepimizin bilgisiyle büyüyen cin, sonunda birkaç şirketin mülkiyetinde olacaksa; burada insanlığa ait ortak birikimin özel iktidara dönüştürülmesi söz konusu değil midir?
Herkesin emeğiyle beslenen cin, yalnızca lambanın sahibine hizmet ederse ne olacak?
İşte bu nedenle Sam Altman’ın “Daha çok insanın daha çok dilekte bulunabileceği bir dünya” sözü de ayrıca sorgulanmalıdır.
Ve herkes dilekte bulunabilir belki…
Ama herkesin dileği aynı güçte mi gerçekleşecek?
Bir işsizin, öğrencinin, küçük esnafın kullandığı yapay zekâyla; bir devletin, ordunun, istihbarat örgütünün, bankanın ya da teknoloji tekelinin kullandığı yapay zekâ aynı mı olacak?
Herkese küçük bir cin verilirken büyük cinler oligarkların elinde mi tutulacak?
Herkes dilek dileyebilecek ama büyük dilekleri yalnızca dijital derebeyleri mi gerçekleştirecek?
Öyleyse bu yeni düzen, dijital demokrasi değil; olsa olsa
dijital feodalizm olur.
Küresel çağdan sonra dijital çağ…
Bu değişimin karşısında duramaz dağ.
Ok yaydan çıktı bir kere.
Dijital dönüşümü tümüyle geri çevirmek mümkün değil. Yapay zekâyı yok saymak, yasaklamak ya da geçmişe dönmek de çözüm değil. Ama ok yaydan çıktı diye hedefi dijital oligarklar belirlemek zorunda değil.
Teknolojiyi durduramayabiliriz ama teknolojinin hangi değerlerle, hangi yasalarla ve kimin yararına kullanılacağını tartışabiliriz.
Algoritmaların nasıl karar verdiğini sorgulayabiliriz.
Verilerimizin kime ait olduğunu sorabiliriz.
Yapay zekânın denetimini birkaç şirkete bırakmak yerine demokratik, kamusal ve uluslararası denetim mekanizmaları isteyebiliriz.
Çünkü sorun oku durdurmak değil;
okun insanlığın kalbine saplanmasını önlemektir.
Altman, “Her dileği gerçekleştirebilecek bir cin yaratmaya yakınız” diyor.
Ben de soruyorum:
Bu cin hangi oligarkın?
Lambayı kim tutuyor?
İlk dileği kim belirleyecek?
Dileği kim yorumlayacak?
Yanlış gerçekleşen dileğin hesabını kim verecek
Ve bir gün cin, insanlığın değil de yalnızca efendisinin dileklerini gerçekleştirmeye başlarsa onu yeniden lambaya kim sokacak?
Yoksa iş işten geçtikten sonra, insanlık hep birlikte şöyle mi diyecek:
Eyvah… Ok yaydan çıktı bir kere!
Selma Erdal; Didim, 27 Temmuz 2026