SELMA ERDAL
Güvenme AI’ya; Erişimin Kesilir
Tamam dijital bir devrim yaşıyoruz, tamam AI (Yapay Zeka) çağındayız.
Her gün yeni bir duyuru, yeni bir model, yeni bir sürüm çıkıyor karşımıza. Birileri YZ'nin insanlığın sonunu getireceğini söylüyor; diğerleri insanı özgürleştireceğini ileri sürüyor. Birileri onun işimizi elimizden alacağını düşünüyor; diğerleri de
“Hayır, YZ insanı değil, YZ kullanmayan insanı geride bırakacak” diyor. Amerikalı girişimci ve programcı Sam Altman’la ilişkilendirilen bu sözler de günümüzde hızla yaygınlaşan açıklamalardan biri:
-Yapay Zeka (YZ) insanları tamamen ortadan kaldırmayacak. Ama YZ kullanan insanlar, kullanmayanların yerini alacak.
İlk bakışta doğru gibi görünüyor bu sözler; çünkü YZ'yi bilen, kullanan, çalışma düzenine katabilen kişi, birçok alanda önemli bir üstünlük kazanacaktır. Akademik çalışmada, yazıda, çeviride, araştırmada, veri düzenlemede, kaynak taramada, düşünceyi toparlamada YZ artık yalnızca bir araç değil; çalışma süresini, bilgiyi ve emeği yeniden örgütleyen bir güç konumuna gelmiştir.
Ama bu söz eksiktir; çünkü asıl soru şudur:
Kim YZ'ye erişebiliyor? Ben.
Kim nitelikli YZ kullanabiliyor? Ben.
Kim kendi dilinde, kendi alanında, kendi kültürel bağlamında kullanabiliyor? Ben.
Kim bu araçların sahibi? Oligarklar.
Kim yalnızca kullanıcı? Yine ben.
İşte çağımızın en büyük çelişkisi burada başlıyor.
Ben YZ'yi kullanıyorum; ama YZ düzeninin sahibi ben değilim. Ben düşüncemi büyütüyorum, onlar mülklerini büyütüyor. Ben sorularımı çoğaltıyorum, onlar bağımlılığı çoğaltıyor.
Evet, ben kullanıcıyım. Tüketiciyim. Müşteriyim. Ama bu uygulamanın, bu ürünün sahibi ben değilim. Sunucular benim değil. Model benim değil. Veri merkezleri benim değil. Kullanım koşullarını ben belirlemiyorum. Fiyatı ben koymuyorum. Hangi özelliğin kime, ne kadara (USD bazında), ne süreyle açılacağına ben karar vermiyorum.
Ben yalnızca kullanıyorum. Daha doğrusu, kullandırıldığım ya da izin verildiği ölçüde kullanıyorum.
Bu nedenle YZ çağında yalnızca
“kullanıcı” kavramı yetmez. Bir de karşısına yeni bir kavram koymak gerekir:
Kullandırıcı.
Kullanıcı benim. Kullandırıcı onlar.
Kullanıcı erişir. Kullandırıcı erişimi açar ya da kapatır.
Kullanıcı yazar. Kullandırıcı hesabı askıya alabilir.
Kullanıcı üretir. Kullandırıcı kullanım koşullarını değiştirebilir.
Kullanıcı ödeme yapar. Kullandırıcı fiyatı artırabilir.
Kullanıcı
“ben varım” sanır. Kullandırıcı bir engel koyar; kullanıcı bir anda yok hükmüne düşebilir.
Ne yazık ki bu koşullar bağlamında kullanıcı güçlü gibi görünür; ama gücü koşulludur.
Türkiye’de yaşayan biri için bu koşulluluk çok daha somuttur. Eğer dolar bazında belirlenen aylık kullanıcı bedelini/ederini ödeyebiliyorsam varım. Eğer kartım ödeme yapabiliyorsa varım. Eğer kur farkı belimi bükmüyorsa varım. Eğer sistem beni ban’lamazsa varım. Eğer erişimim kısıtlanmazsa varım. Eğer kullandırıcı beni dışlamazsa varım. Tersine durumlarda ben yokum.
Bu sözler; duygusal bir yakınma değildir, gerçekçi bir durum saptamasıdır.
Çünkü dijital çağda bize sunulan özgürlük çoğunlukla kiralanmış bir özgürlüktür. Erişim hakkı vardır; sahiplik yoktur. Kullanım izni vardır; güvence yoktur. Abonelik vardır; kalıcılık yoktur. Görünürlük vardır; ama algoritmanın insafına, keyfi tutumuna bağlıdır. Yine bir Türk atasözünde olduğu gibi "emanet ata binen çabuk iner" ki her an bindiğimiz YZ atından indirilme olasılığı her an için vardır. Kıssadan hisse:
Emanet araçla uzun yol gidilmez; hele o aracın sahibi dijital oligarklarsa hiç gidilmez. Onlara kesinlikle güvenilmez.
Dijital alışkanlıklar edinmeden öncesinde kitap alırdık; kitap bizimdi. Kitaplığın rafına koyardık, önemli bulduğumuz satırların altını çizerdik, sayfalara not düşerdik, yıllar sonra o kitabı yeniden açardık. Elektrik kesilse de kitaplar raflardaki yerinde kalırdı. İnternet gitse de kitaplar bizde olurdu. Şirket keyfi nedenle kapansa ya da ulaşımımıza engeller koysa da kitaplarımız her an ulaşılabilir durumda, kitaplık raflarında elimizin altındaydı .
Oysa dijital dünyada durum bambaşkadır. Bugün erişirsiniz, yarın erişemezsiniz. Bugün kullanırsınız, yarın kullanım hakkınız daraltılır. Bugün yazarsınız, yarın hesabınız kapatılır. Bugün arşivinize ulaşırsınız, yarın
“erişim hatası” uyarısı alırsınız. Bugün müşteri sayılırsınız, yarın sakıncalı kullanıcı olarak yasaklanırsınız.
Dolayısıyla böylesi olasılıklar karşısında; insan kendine sormak zorunda kalır:
Ben gerçekten özgür müyüm, yoksa yalnızca izin verilmiş bir kullanıcı mıyım?
İşte ben bu nedenle YZ'ye sonuna kadar güvenmiyorum. Özellikle akademik çalışmalarım için; kullanıyorum, evet. Yararlanıyorum, evet. Onunla çalışıyorum, evet. Ama düşüncemi, belleğimi, kaynaklarımı, kitaplarımı, arşivimi ona teslim etmiyorum. Çünkü YZ'ye ulaşamama olasılığı her an vardır. Bu nedenle kitaplarımı özenle saklıyorum. Yine önemli bulduğum kitapları satın alma alışkanlığımı sürdürüyorum. Çünkü kitap yalnızca bilgi taşımaz; aynı anda düşünsel bağımsızlığın kalıcı güvencesidir. Kitap raftaysa, oradadır. Bizimledir. Sahipliği, iyeliği, mülkiyeti yalnızca bizimdir. Bir şirketin güncel kullanım koşullarına bağlı değildir.
Türkçe'de çok iyi bilinen bir deyim vardır:
“Güvenme insana ölür, güvenme duvara yıkılır.”
Ben de dijital çağ için bu deyimi güncellemek istiyorum:
Güvenme AI’ya; engellenir, ulaşımın kısıtlanır.
Kuşkusuz bu sözler YZ karşıtlığı değildir. Tam tersine, YZ'yi bilinçli kullanma çağrısıdır ama YZ'ye körü körüne düşmanlık da yanlıştır, körü körüne teslimiyet de yanlıştır. Evet YZ'yi kullanmak gerekir; ama ona tapınmamak gerekir. Ondan yararlanmak gerekir; ama düşünceyi ona ipotek etmemek gerekir. Onu çalışma masasına almak gerekir; ama kütüphaneyi çöpe atmamak gerekir. Çünkü YZ yalnızca bir araçtır ve araç olarak kaldığı sürece yararlıdır. Ama
Düşüncelerinizin Efendisi konumuna dönüştüğü anda tehlikelidir.
Hiç kuşkusuz dijital çağın en büyük yanılsaması şudur:
Sınırsızca ya da sonsuza dek erişebildiğimizi bizim sanmak.
Oysa erişim sahiplik değildir. Abonelik güvence değildir. Kullanım hakkı özgürlük değildir. Platformda görünür olmak, kalıcı olmak anlamına gelmez. Algoritmanın sizi bugün taşıması, yarın silmeyeceği anlamına gelmez.
Bu nedenle YZ çağında temel sorun yalnızca kimin YZ kullandığı değildir. Temel sorun; YZ'nin kimin mülkü olduğu, kimin erişimi yönettiği, kimin dışarıda bırakılabildiği ve kimin yalnızca müşteri olarak tutulduğudur.
Ünlü CEO Sam Altman’ın sözü bu nedenle yarımdır. Evet YZ kullananlar, kullanmayanların yerini alabilir. Ama daha derin gerçek şudur:
Şöyle ki YZ'yi kullanan ben olabilirim; ama onun sahibi ben değilim. Sahibi isterse fiyat koyar, sınır koyar, duvar koyar, yasak koyar. Ben de bütün üretimimle, bütün emeğimle, bütün sorularımla birlikte kapının dışında kalabilirim.
Dijital çağın yeni ilkesi ya da mottosu belki de şudur:
BU çağda düşünüyorum, öyleyse varım, demek yetmiyor.
Ödeyebiliyorsam varım.
Erişebiliyorsam varım.
Ban’lanmıyorsam varım.
Kullandırıcı izin veriyorsa varım.
İşte bu gerçekler bağlamında; kitaplara dokunmayı sürdürmek gerekir. Basılı kaynağı, kişisel arşivi, kendi notunu, kendi belleğini, kendi düşünme emeğini korumak gerekir. Dijital olanı kullanmak; ama bütün varlığını dijitale teslim etmemek gerekir.
Çünkü gün gelir, platform kapanır.
Gün gelir, ücret duvarı yükselir.
Gün gelir, hesap engellenir.
Gün gelir, erişim kısıtlanır.
Gün gelir, kullandırıcı sizi artık kullandırmak istemez.
O gün geriye ne kalır?
Kitabınız kalır.
Yazdığınız notlar kalır.
Aklınız kalır.
Eleştirel düşünceniz kalır.
Kendi belleğinize sahip çıkmışsanız, özbenliğiniz kalır.
Bu nedenle YZ çağındaki tutumum açıktır:
AI’yı kullanırım; ama ona güvenip belleğimi boşaltmam.
Dijital araçtan yararlanırım; ama kitaplarımı atmam.
Platformda çalışırım; ama düşüncemi platforma rehin bırakmam.
Kullandırıcıya muhtaç olduğumu bilirim; ama kullandırıcının efendim olmasına izin vermem. Çünkü kullanıcı olmak başka, özne olmak başkadır ve insan, ancak kendi belleğine, kendi aklına, kendi kaynaklarına sahip çıktığı sürece özne kalabilir.
Selma Erdal; Didim, 19 Haziran 2026