Şeker Hastalığı Gözü Nasıl Etkiler? Diyabetik Retinopati

Diyabetik Retinopati, şeker hastalığına bağlı olarak gelişen en önemli göz rahatsızlıklarından biridir. Bu hastalık, özellikle 20-64 yaş arasındaki çalışan nüfusta körlük nedenlerinin en başında yer alıyor. Günümüzde her yıl körlük oranlarına %12-14 civarında yeni bir hasta yükü ekleniyor. Bu rakam, sadece ABD için her yıl 8000 yeni körlük olgusu anlamına geliyor.

Bundan 30 yıl önce bu rahatsızlık önlenemez ve tedavi edilemez bir hastalık olarak kabul ediliyordu. Ancak lazer teknolojisindeki büyük gelişmeler sayesinde durum tamamen değişti. Günümüzde diyabetik retinopati, erken teşhis ile önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık sınıfına giriyor.

Diyabetik Retinopati Görülme Sıklığı (İnsidens) Neden Artıyor?

Gelişmiş toplumlarda diyabet görülme oranları her geçen gün tırmanıyor. Bununla birlikte, modern tedavi yöntemleri şeker hastalarının yaşam sürelerini uzatıyor. Bu iki önemli faktör, diyabetik retinopati görülme sıklığını doğrudan artıran nedenler arasında yer alıyor.

Tabii ki her şeker hastasında bu göz rahatsızlığı gelişmiyor. Mevcut diyabetik popülasyonun yaklaşık %25’i bu hastalığın farklı formlarını taşıyor. Burada en önemli kriter, hastalığın süresidir. İster 30 yaş öncesi ister 30 yaş sonrası olsun, diyabet süresi uzadıkça gözün etkilenme riski de o oranda artıyor.

Özellikle Tip 1 diyabetlilerde, tanıdan hemen sonra retinopati görülmüyor. Ancak 13 yaşından (puberteden) sonra hastalık prevelansı hızla yükselişe geçiyor.

Hastalığın Nedeni ve Gözde Yarattığı Hasarlar (Patogenez)

Diyabetik retinopati, retinanın kılcal damarlarını etkileyen mikrovasküler bir hastalıktır. Tıp dünyası bu mikrovasküler hastalığın kesin nedenini henüz tam olarak bilmiyor. Ancak uzmanlar, bu komplikasyona yol açan temel etkenin "Kronik Hiperglisemi" (uzun süreli yüksek kan şekeri) olduğunu düşünüyor.

Uzun süre yüksek şekere maruz kalan göz arkasında bazı histolojik değişiklikler meydana geliyor. Bu değişimleri şu şekilde sıralayabiliriz:

Tüm bu yapısal bozulmalar ve kan vizkozitesindeki artış, retinada fokal tıcalıklara yol açıyor. Sonuç olarak damarlarda sızıntılar ve retina içi kanamalar başlıyor.

Diyabetik Retinopati Risk Faktörleri Nelerdir?

Hastalığın ortaya çıkışını ve ilerlemesini etkileyen birçok sistemik faktör bulunuyor. Bunların en önemlilerini şu şekilde özetleyebiliriz:

1. Metabolik Kontrol (Kan Şekeri Takibi)

En kritik faktör, diyabetin metabolik kontrolüdür. Hastalar haftanın iki günü, günde 4 kez (sabah açlık/tokluk, öğle tokluk, akşam tokluk) şeker ölçümü yapmalıdır. Tokluk kan şekeri %70-140 mg arasında kalmalıdır. Ayrıca 3 ayda bir yapılan HbA1c ölçümü 7 mg/dl değerinden az olmalıdır.

2. Yaş, Süre ve Hipertansiyon

30 yaşından önce tanı alanlarda hastalık daha şiddetli seyrediyor. Özellikle Tip 2 diyabet hastalarında diastolik (küçük) kan basıncının yüksek olması büyük bir risk yaratıyor.

3. Puberte (Ergenlik) ve Hamilelik

Ergenlik dönemi ve gebelik, diyabetik retinopatinin ortaya çıkışını ve ilerlemesini en çok hızlandıran özel durumlardır.

Hastalığın Evreleri ve Klinik Belirtileri

Hekimler, diyabetik retinopati sınıflandırmasını retinadaki lezyonların yaygınlığına göre yapıyor. Hastalık temel olarak iki ana devreye ayrılıyor:

Nonproliferatif Dönem (NPDR - Erken Evre)

Bu devredeki hasarlar yalnızca retina içinde sınırlı kalıyor. Doktorlar muayenede şu belirtileri gözlemliyor:

Proliferatif Dönem (PDR - İleri Evre)

Bu evrede lezyonlar retina sınırını aşarak göz içi sıvısına (vitreus) doğru ilerliyor. Bu aşamada şu ağır tablolar gelişiyor:

Teşhis ve Periodik Hasta Takibi Nasıl Yapılmalı?

Diyabetik retinopati geliştikten sonra uzman bir göz doktorunun oftalmoskop muayenesi ve FFA (Fundus Flöresein Anjiografisi) ile tanı koyması oldukça kolaydır. FFA yönteminde, kol veninden özel bir boya enjekte edilerek göz arkası damarlarının fotoğrafı çekiliyor.

Diyabetik Retinopati Tedavi Yöntemleri

Günümüzde bu hastalığı tamamen durduracak veya önleyecek etkili bir farmakolojik (ilaç) tedavi şekli bulunmuyor. En etkili ve güvenli yöntem Lazer Fotokoagülasyon tedavisidir.

Lazer Tedavisinin Amacı ve Uygulanışı

Lazer tedavisinin temel amacı görmeyi tamamen düzeltmek değildir. Buradaki asıl hedef, hastalığın ilerlemesini durdurarak mevcut görme performansını korumaktır. Tedavide en çok Argon yeşil lazerleri tercih ediyorlar. Lazer ile sızıntı yapan ve oksijensiz kalan hipoksik alanlar kapatılıyor.

Diğer Tedavi Seçenekleri: Vitrektomi ve Kriopeksi

Lazer tedavisinin yetersiz kaldığı durumlarda dondurma (Kriopeksi) yöntemi uygulanıyor. Eğer kronik göz içi kanaması ve retina dekolmanı (yırtılması) gelişmişse, hastaya acil olarak Vitrektomi ameliyatı yapılıyor.

Sonuç olarak; iyi bir metabolik kontrol, hasta-hekim işbirliği ve zamanında yapılan lazer uygulaması, diyabete bağlı körlüğü önlemenin en güçlü silahıdır.

Önemli Not: Bu makale genel bilgilendirme amacıyla Prof. Dr. Jale Menteş'in verileri doğrultusunda hazırlanmıştır. Şeker hastalığınız varsa, görme kaybı yaşamamak için hiçbir belirti beklemeden yılda bir kez göz dibi muayenenizi yaptırmayı unutmayınız.

Benzer Videolar