MEKİN ŞAHİN
Düşkün!
‘’Alevîlikte kişi ister talip, ister pir, isterse mürşit olsun hepsi, yolun kurallarına uyup uymadığı konusunda yılda bir defa görülmektedir. Görgü cemin’de pir huzurunda gözden gönülden ve erkândan geçer, bir kusuru ve kabahati varsa kendisi söyler ve rızalık ister. Eğer kusurunu kabul etmezse veya şikayetçi olan kişi ile rızalaşılmazsa cem erenlerinin görüşü alınarak o kişiye ceza verilir. Buna babdan(kapıdan) düşme veya düşkünlük denir. Yani erenlerin gözünden gönlünden manen değer yitirme anlamına gelir
Düşkünlük kişiye işlediği suçtan dolayı ceza verilerek belli bir süre tarikata alınmamasıdır. ‘’
Diyalektik açıdan bakılırsa, bir nevi eleştiri ve öz eleştirinin; teoriden pratiğe geçiş yaptığı güncelleme de diyebiliriz.
Amacım bir inancın, inananlar üzerindeki etkisini artıran yöntemlerinden birini tartışmaya açmak değil. Örneklemenin siyaset yozlaşmasının önüne geçebileceği
somut olgusuyla kavranmasıdır.
Teori pratiksiz hoş cilveleşmedir. Oysa teorinin doğruluğu, insanlığın sahiplenişinin ölçeri pratiktir. Teorisiz pratik, pratiksiz teori bir anlam içermez. İkisi; somut koşulların somut analizi içinde birbirlerinin vazgeçilmezleridir. Özgürlük kavramı, özgürlük mücadelesi verilmeden; somut anlamı olmaz. Tam bağımsızlığın sınır çizmek olmadığı, sınır çizmeyide içine alan üretim sürecinin tüm alanların da özgürleşme olduğunu kavrayan her şeydir.2019 yılı yerel ve genel seçimleri Türkiye ve Türkiye'yi yönetme iddiasın da ki siyaset açısından önemi tartışılamaz. Bugün Türkiye fotoğrafı çok fulü.
İktidar partisi ve muhalefet partileri orta yere çok detaylı çözüm projeleri koyamıyor.
Dar, çıkarcılığın körüklendiği, yanlışı doğru olarak savunan, ülke geleceği yerine kendi geleceği korunan; bir siyaset anlayışının elinde kırıldıkça kırılıyor.
Oysa Türkiye siyasetinin düşkünlük sistemine ihtiyacı var. Eleştiri ve öz eleştiri yöntemiyle kendini sürekli yenilemeye ihtiyacı var. Düşkünlüğü kendine moda yapan siyaset neferlerinden kurtulmaya ihtiyacı var. Bu ihtiyaçları giderecek tek şey de, halkın örgütlenmesi üzerinde kurulan; siyasi kurumdur. Partidir! Tabi ki bu günkü yapılarıyla değil, sosyolojik tanıma uygun, işlevleri yerine getiren ve tabanın söz ve karar sahibi olduğu veya olacağı örgütle ....
Yatay ve dikey vücuda sahip örgütle ... Sınıfa dayanan ve ideolojik perspektife sahip örgütle... Ülke sorunlarını somut analizlerle tespit ederek, çözüm getiren örgütle..
Halkın demokrasi mücadelesini yaşam değerlerinin üzerinde gören inançlı militanlara sahip örgütle.. Üretimin olduğu her yerde, üretim güçlerini örgütleyen çalışma tarzına sahip örgütle... Bireyci siyaseti körükleyen lümpenliği ve lümpenleri parti kapısından içeri sokmayan, yatay ve dikey örgüt yönetimlerin de nitelikli ve inançlarına bağılı, ahlaki değerleri üst seviyede olan kadrolarca yönetilen bir örgütle...
Özel nedenlerden dolayı çok aktif olarak örgüt içi yarışa, beş yıl karışmadım. Uzaktan ve kişiliğine saygı duyduğum yol arkadaşlarına gönül desteği verdim. Ancak Türkiye de kuruluş felsefesinin her geçen gün boğulduğu, ana hedeften uzaklaştırıldığı; siyasetin yozlaşma üzerin de rol alma çabaları ve lümpenizmin egemenliği, sol algıyla halktan yana siyaseti bir kez daha ihtiyaç haline getirmiştir. Solcu, devrimci, cumhuriyet aydını ve CHP dünyası içinde yol yürüyen siyasetçi olarak, bu ihtiyaca karşılık olmak üzere azami aktif olmaya karar verdim.
Bu amaçla Çukurova, Yüreğir ve Sarıçam ilçelerinde; örgütlü çalışma süreci başlatıldı.
Nitelikli, üreten ve toplumda karşılığı olan bireylerden oluşan örgütlenme sokaklarda halkın nefesi, çaresizleşen halkın umudu olacak.. Ve böylece CHP anların değil, günlerin umudu; farklılıkların ortak limanı olacaktır. Bu yolu doğru ören, önce kendisinin sonra da Türkiye halkının kurtuluş yolu gören tüm kardeşlerimize kucağımız açıktır. Çünkü kuruluş felsefesinin isyanı ancak omuz omuza başarıya ulaşır....
Ne düşküne ne de düşkün olmayı siyaset sananlara ihtiyaç yoktur!