MEKİN ŞAHİN
Halk inanmıyorsa, siyaset sonuç yaratamaz!
Avukat Serdar Öktem, 6 Ekim 2025 günü İstanbul Şişli civarında uzun namlulu silahlarla düzenlenen saldırıda ağır yaralandı ve hayatını kaybetti. Yakalanan 5–6 şüpheli gözaltına alındı. Bazı kaynaklar şüphelilerden ikisinin 18 yaşın altında olduğunu bildiriyor. Kullanılan silah Kalaşnikof ve uzun namlulu silah kullanıldığı, saldırganların maskeli olduğu ve iki araçla takip ateş açma şeklinde gerçekleştiği açıklandı.
Öktem, Sinan Ateş cinayeti davası kapsamında adı geçmiş ve o davayla ilişkili olarak kamuoyunda biliniyordu; bu yüzden bazı köşe yazarları ve haberler olayı suç örgütü intikam çetesi bağlantılarıyla ilişkilendirdi. Ancak kesin bir dil kullanmadılar.
Şu ana kadar ortaya çıkan bilgiler ışığında, Avukat Serdar Öktem’in vurulma nedeni konusunda kesinleşmiş bir resmî açıklama yok. Ancak olayın bağlamı ve basına yansıyan iddialar birkaç ihtimali öne çıkarıyor.
Sinan Ateş Davası Bağlantısı.
Serdar Öktem’in adı, 2022’de öldürülen Ülkü Ocakları eski Genel Başkanı Sinan Ateş cinayeti dosyasında geçmişti. Bu davada bazı tanıklıklar ve isimlerle bağlantılı olduğuna dair haberler çıktı.
Dolayısıyla saldırının, o davayla ilgili hesaplaşma, intikam veya susturma amacıyla yapılmış olabileceği ihtimaller arasında değerlendiriliyor.
Suç Örgütleri arası çete hesaplaşması. Saldırıyı kimin üstlendiğine dair farklı iddialar var. Bazı kaynaklar, “Daltonlar” adlı organize suç grubunun saldırıyı üstlendiğini yazdı.
Avukat Serdar Öktem cinayetini tek başına değil, Türkiye’de geçmişteki avukat cinayetleri, siyasi hesaplaşmalar ve suç örgütleri üzerinden değerlendirmek, olayı daha geniş çerçevede anlamaya yardımcı olur.
Türkiye’de avukatlar, kimi zaman müvekkillerini savundukları için tarafların doğrudan öfkesine hedef olabiliyor. 1978’de öldürülen Halit Çelenk’in yakın çalışma arkadaşları (özellikle siyasi davalarda savunma yapanlar) defalarca tehdit almıştı. 1990’larda Güneydoğu’da özellikle “faili meçhul” cinayetler sırasında, insan hakları avukatlarının öldürülmesi sık rastlanan bir olguydu. Bu bağlamda Serdar Öktem, üstlendiği davalar veya adının geçtiği yüksek profilli dosyalar nedeniyle hedef alınmış
olabilir.
Türkiye’de siyasi cinayetler çoğu kez sadece hedef alınan kişiyle sınırlı değildir; “mesaj verme” amacı taşır. Doğan Öz (1978’de öldürülen savcı). Ölümü, derin devlet ve ülkücü yapılanmalarla ilişkilendirildi. Avukatlar da benzer şekilde siyasi dosyalarda, taraflar arası güç mücadelelerinin içine çekilebiliyor. Serdar Öktem’in adı Sinan Ateş cinayeti davasıyla anıldığı için, bu olay da “siyasi-örgütsel hesaplaşmanın bir parçası gibi değerlendirilebilir.
Türkiye’de organize suç örgütleri, rakiplerine veya hukuk sürecine etki etmek istediklerinde avukatları hedef alabiliyor. 1990’lar ve 2000’lerde bazı avukatlar mafya davalarında “tehdit ve infaz” girişimlerine maruz kaldı. Suç örgütleri, genellikle “uzun namlulu silah, maskeli saldırı, araç takibi” gibi yöntemlerle infaz yapar.
Türkiye’de bazı cinayetler, yalnızca “kişisel” veya “örgütsel” değil, aynı zamanda politik ve devlet içi dengelerle bağlantılıdır. Uğur Mumcu (1993) gazeteci ama aynı zamanda hukukçu; derin devlet, PKK, İran bağlantılı iddialar ortaya atıldı. Tahir Elçi (2015) Diyarbakır Barosu Başkanı; siyasi kimliği ve Kürt sorunundaki açıklamaları nedeniyle öldürüldü.
Serdar Öktem cinayetinin de salt bir “mesleki husumet” değil, örgütlü ve mesaj taşıyan bir saldırı olması bu çerçeveye oturuyor. Bireysel husumet ihtimali zayıf. Organize suç örgütü infazı ihtimali güçlü. Siyasi-dava bağlantılı mesaj verme ihtimali de aynı derecede kuvvetli. Mafya infazları gibi “profesyonel yöntemli”,
Sinan Ateş davası gibi “örgüt-siyaset-devlet üçgenine” temas eden bir olay görünümünde. Bu cinayet, Türkiye’nin hukuk, siyaset ve organize suç sarmalının kesişim noktasında duruyor. Resmî açıklamalar gelene kadar kesin neden söylenemese de olayın “örgütsel ve politik mesajlı bir infaz” olma ihtimali çok yüksek.
Avukat, yalnızca müvekkilini savunan kişi değildir; aynı zamanda hak arama özgürlüğünün ve yargı bağımsızlığının en önemli unsurlarından biridir. Avukata yönelik saldırılar, doğrudan bireye değil, adalet mekanizmasına ve toplumun hukuk güvenliğine yönelmiş saldırılar olarak değerlendirilir.
Avukat cinayetleri, devletin vatandaşını ve hukukçusunu koruma kapasitesini sorgulatır. Eğer faili meçhul kalırsa, toplumda “devlet ya göz yumuyor ya da suç ortağı” algısı güçlenir. Bu da devletin meşruiyetini zedeler, hukuk devleti yerine güç ve şiddet ilişkilerinin belirleyici olduğu bir düzen izlenimi yaratır.
Avukatın öldürülmesi, sıradan vatandaşta “Hukuku temsil eden kişi bile korunamıyorsa, benim adalet aramam nasıl mümkün olacak duygusunu güçlendirir.” Bu durum, toplumun adalet sistemine güvenini zayıflatır ve bireyleri ya sessiz kalmaya ya da kendi adaletini aramaya (intikam, linç, şiddet) yöneltebilir.
Avukat cinayetleri, çoğu zaman organize suç örgütlerinin gücünü göstermek için işlenir. Mesaj şudur, “Devlet seni koruyamaz, hukuk seni savunamaz, biz güçlüyüz.” Bu, toplumda korku yaratır, örgütlerin sosyolojik meşruiyetini pekiştirir ve özellikle genç kuşaklarda suç örgütlerine yönelimi artırır. Avukat cinayetleri bazen yalnızca bir adli olay değil, aynı zamanda siyasi güç mücadelelerinin bir parçasıdır.
Özellikle “politik davalara” bakan avukatların öldürülmesi, siyaset ile hukuk arasındaki ince çizgiyi ortadan kaldırır. Bu da “bağımsız yargı” ilkesinin fiilen çöktüğü algısını doğurur.
Avukatlara yönelik cinayetler, yalnızca bireysel bir adli vaka değil; aynı zamanda devletin meşruiyetini, toplumun hukuk güvenliğini ve adalet sistemine olan inancını derinden etkileyen olaylardır. Türkiye’de avukatların güvenliği uzun süredir tartışma konusudur. Avukat, hem bireylerin hak arama özgürlüğünü temsil eder hem de hukuk devletinin işleyişinde kilit rol oynar. Bu nedenle avukata yönelen saldırı, aynı zamanda adalet mekanizmasına ve toplumun adalet beklentisine yönelmiş bir saldırıdır.
Serdar Öktem’in 2025 yılında uğradığı silahlı saldırı ve hayatını kaybetmesi, Türkiye’de avukat cinayetlerinin yeniden gündeme gelmesine yol açmıştır. Bu olay gerek kullanılan yöntem gerekse bağlantılı olduğu iddia edilen siyasi ve örgütsel çevreler nedeniyle, yalnızca bireysel bir suç değil, sistemsel bir sorun olarak ele alınmalıdır.
Türkiye’deki birçok avukat cinayeti, siyasi dosyalarla bağlantılıdır. Serdar Öktem cinayeti de Sinan Ateş davası bağlamında, politik hesaplaşmaların yargıya ve savunmaya yansıyan boyutunu göstermektedir.
Serdar Öktem cinayeti, geçmiş örneklerle kıyaslandığında hem organize suç örgütü izleri hem de siyasi hesaplaşma boyutları taşıyan bir olaydır. Bu durum, Türkiye’de hukuk devletinin kırılganlığını bir kez daha ortaya koymaktadır.
Avukat cinayetleri nedeni ne olursa olsun, devlet hukuk üçgeninde yer alan Avukatları korurken, Avukat kişiler suç örgütü ve siyasi amaçlı suç örgütleriyle mesleki ilişki dışında ilişki kurmamalıdır!
Sinan Ateş cinayetinde bir uç suç örgütü çetelere dayanırken, diğer uç siyasi güce dayanan ilişkilere dayanmıştır. Avukat Serdar Öktem adı bu iki uçta geçmiş. Bir süre tutuklu kalmıştır.
Ancak ölümü öncesi kurduğu ilişkiler ne olursa olsun bir hukukçunun fiilen cezalandırma amacıyla öldürülmesi doğru olmadığı gibi Türkiye’de hiçbir yurttaşın yaşam güvencesinin zaafa uğradığı gerçeğinin ispatıdır!