İBRAHİM FAİK BAYAV
Rahman Suresi 62 - 78: 2'nci İki Cennet: İran'da. İki Nehir: Karun ve Zayende.
Rahman Suresi 46'ncı ayette bahsedilen iki cennetten sonra, 62'nci ayette iki cennetin daha haberini veriyor. Ayet ifadesi şu:
''Ve min dünihima cennetan''.
Arabistan'ın sıcak çöl yaşantısındaki insanlar, bu ayeti duyduklarında ya da okuduklarında heyecena gelmemişler midir? Bilemesek de tahmin etmek mümkün oluyor. Bakalım sonraki iki cennet nasıl tasvir edilmiş:
''müdhammetani...'' مُدْهَامَّتَانِ şeklinde anılıyor bahsedilen iki cennet. (Rahman 64)
'Müdhammetani' ne demek?
Geçmişteki müfessirler, bu ifade için, ''bitkilerdeki siyaha yakın koyu yeşil renk'' demişler. Koyu yeşillik de bitkilerin çok sulanmalarından oluyormuş.
Zamanımızın mealcileri, 'müdhammetani' kelimesini 'yemyeşildirler' şeklinde Türkçeye çeviriyorlar. Demek ki ayette bahsedilen cennet, zengin bitki örtüsüyle kaplı. Ağaç bitkisi orada baskın olmalı. Bitki örtüsünün o hale gelebilmesi için de bölgede bol su olması gerekiyor.
''Fihima aynani nazzahatani...''. tanımı yapılmış o ikinci iki cennet için. (Rahman 66) Bu ifade Türkçeye ''onlarda da fışkıran iki su kaynağı var'' şeklinde çevriliyor.
'Aynani', عَيْنَانِ kelimesi, suyun çıktığı yeri belirtiyor. Kuvvetli çıkıyor ve akıyorsa bu, bizim ''gürül gürül'' dediğimiz su akışıdır. Lakin suyun şekline 'nazzahatani' tanımlaması yapılmış.
'Nazzahat' نَضَّاخَتَانِ suyun akarken fışkırmasını sağalayn şeydir. Günümüzde 'motopomp' dediğimiz araç olmalıdır bu. O zamanda motopomp olmadığına göre, ayet ifadesi, yaşadığımız 20'nci yüzyıla ve 21'nci yüzyıla, yani bulunduğumuz bu zamana işaret eder. Motopomp, kendisine bağlanan hortum ile ekilen araziye gerekli görüldüğü kadar suyu ulaştırır.
'Aynani nazzahatani' sayesinde, tarım ürünleri ve meyveler elde edilir.
''Fihima fakihetün ve nahlün ve rumman'' (Nar ve hurma) ayet ifadesi buna işaret ediyor. (Rahman 68) O zamandan, yaşadığımız bu zamana, işaret edilen o iki cennette, hurma ve nar meyvelerinin üretimi hiç eksilmemiştir.
Şimdi soru şu: Bu ayetterde bahsedilen iki cennet nerededir?
İlk iki cenneti anlatan ayetlerde Farisi dilden Arapçaya geçmiş İSTEBRAK sözcüğü kullanılmıştı. Bahsedilen iki cennetin İran yakınlarında olduğu tahmini yapıldı ve iki cennetin Türkiye'de Dicle ve Fırat havalisi olduğu anlaşıldı. Sonraki iki cennet resmen İran'ın içindedir. Irak sınırının paralelindeki Zağros dağlarından çıkan KARUN ve ZAYENDE nehirleri, birbirine de birleştirilerek tarım arazileri sulanır. Çam fıstığından muşmulaya kadar çeşitli meyveler bu havzada yetişiyor. Milyonlarca hurma ağacının bulunduğu yer Basra bölgeesindeki ABADAN şehridir.
(Her Ramazan ayında İran'dan İstanbul'a bol hurma geliyor; her Nisan ayında karpuz geliyor)
Rahman Suresi 69:
''Fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban''. Yani, Rabbinizin haber verdiği nimetlerin hangisini yalan sayabileceksiniz?
Rahman Suresi'nin 70'nci ayetinde haber verilen İki cennetin tasvirine devam ediliyor:
''Fihinne hayratün hısanün'' diyor. Yani?..
Bizim mealcilerimizin hemen hepsi bu ayet ifadesini Türkçeye ''orada güzel kadınlar, dilberler var'' şeklinde çevirmişler. Bahsedilen cennetlerde güzel kadınlar olabilir elbette. Ama bu ayet ifadesi, bizim mealcilerimizin anladığı şeyden bahsetmiyor.
'Hayratün hısanün' خَيْرَاتٌ حِسَانٌ sıfat tamlamasıdır. 'Hısan' sözcüğü şekil bildiryorken, şekli bildirilen 'hayrat' sözcüğü 'kadın' demek değildir.
'Hayrat', hayırlılık vasfı olanlar demektir. Bunlar, insanlara, hayvanlara ve bitkilere hayır ve canlılık veren nesnelerdir.
'Hısan', o nesnelerin hayranlık veren görünüşleridir. Üstte 'nazzahat' kelimesi motopomp olarak belirtildi. Ona benzer daha başka şeyler de, bahsedilen bu iki cennette görülmektedir. Ve ileride de görülecektir.
'Hurun maksuratün fi'l-hıyam'' (Rahman: 72)
Yine bizim mealcilerimizden bir kaçı, bu ayet ifadesindeki 'hurun' sözcüğünü 'kadın' anlamında sanmış, diğerleri 'huri' sözcüğüne 'kadın' anlamı vermekten kaçınmışlar; ayeti Türkçeye çevirirken 'hurun' sözcüğünü 'hur' olarak aynen bırakmışlar. 'Huri' terimini irdeleyelim:
'hur', حُورٌ Türkçede kullanıdğımız HURİ sözcüğünün kendidir. Anlamı, güzel, temiz, pak, çekici olan şey demektir.
'Maksurat' (maksure); مَقْصُورَاتٌ 'kasara' fiilinin ismi mefulüdür; çoğuldur. Sondaki müenneslik 'te'si Kadınları ve kızları belirtmez. Maksure, 'hur' vasfı almış nesnelerin konduğu yerdir.
'Kasara' fiili, bir şeyin bir hususa tahsis edilmişliğini belirtiyor. O şey 'huri' vasıflı şeyin korunmasına yarayan uygun bir şey olmalıdır. Mealcilerimiz 'maksurat' sözcüğüne 'çadırlar' demişler. Olabilir... 'hur' da, çadırların içindeki -kişilerin zevkine uygun- kullanılışı güzel ve temiz bir şeydir. O şeyin özelliğini sonraki ayet tanımlıyor;
''Lem yatmishünne insün kablehüm ve la canün'' diyor. (Rahman: 74) Yani, o şeye daha önce yerli ve yabancı hiç bir insan temas etmemiş... Yani, imal edilmiş, galeriden alınmış sıfır eşya. Nasıl bir eşyadır o?..
''Ala rafrafin hudrin ve abkariyyin hısan'' ifadesiyle belirtilen eşyadır o. Yani, işlemeli kumaş ve kusursuz halı veya döşek. Sahip olanlar ise, 'müttekiin' vasfıyla anlatılanlardır. Rahman: 76)
Rahman Suresi 77:
''Fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban''. Yani, Rabbinizin haber verdiği nimetlerin hangisini yalan sayabileceksiniz? Yalan sayılamaz ki!.. Sadece tasdik edilir;
''...Tebareke ismü rabbike zi'l-celali ve'l-ikram'' diyerek. (Rahman: 78)
İbrahim Faik Bayav
(12.10.2025 09:16)