İBRAHİM FAİK BAYAV
Kafirun Suresi: Kafirler Kimlerdir? Özellikleri Nelerdir?
Kafirun Suresi'' de / söyle'' emriyle başlıyor...
''De!..'' emri kime verilmiş?..
Cebrail konunun içindeyse, emir Hazreti Muhammed'e verilmiştir.
Hazreti Muhammed Kimlere diyecektir?.. Ne diyecektir?..
Cevabı şudur: Ayette sıfatı belirtilen kişilere diyecektir... Belirtilen sözleri diyecektir.
Birinci ve ikinci ayetler:
''Ya eyyühe'l-kafirune!.. La eabüdü ma teabüdüne!..''.
Nas Suresi'nde, Hz. Muhammed'in insanların Rabbi'ne ve İlahı'na sığınması tavsiye edilmişti. Demek ki toplumu karanlığa sokmuş zalim kişilerin kötü uygulamaları vardı. Nas Suresinde o tavsiye yapıldığına göre, Hz. Muhammed'in, insanların Rabbi'ne ve İlahı'na sığındığı anlaşılıyor.
Sureye ad olan 'Kafirun' كَافِرونَ sözcüğü, toplumda, sermayesi zulüm olan etkin bir zihniyeti tanımlıyor. Toplum, o zaman için Mekke toplumudur. Lakin, 'Kafirun' şeklinde tanımlanan zihniyet, her zamanda ve her toplumda ya da her ülkede gündem oluşturabilir.
'Kafirun' kelimesinin anlamını Müslümanlar, Allah'ı ve Hz. Muhammed'i inkar eden kimseler olarak biliyorlar. Bu anlam, basit ve ezber bir anlamdır. Kafirun terimiyle duyurulan hakikat daha başkadır. Anlaşılması için 'Kafirun' sözcüğünü irdeleyelim:
'KE-FE-RE' كَ فَ رَ fiili, sosyal yaşamda olumsuz olaylar için kullanılıyor. Mesela bir ferde 'örtme, gizleme' hareketini yaptırıyor. Yani, bilinmesi gereken bir gerçeği örtme... Bu safhada 'yalan' unsuru işlev görüyor. Bu tip kişi 'kefere' fiilini işlediğinde KAFİR sıfatını almış oluyor. Hareket bir grup halinde olursa, o guruba verilecek sıfat KAFİRUN oluyor.
Peki olumsuz olay nasıl bir olaydır?..
Olumsuz olay, toplumun, o topluma hakim azınlık tarafından insani değerlerden uzaklaştırılmasıdır. Hukuk diye bir şey yoktur. Ya da biliniyordur, kabul edilmez ve uygulanmaz. Ağalar ne kadar lütfederse, hukuk insanlara o kadar işletilecektir. Hz. Muhammed, insani hasletleri duyurmaya başladığında, ağalarca gösterilen tepki, gerçeklerin toplumdan gizlenmesine yol açtı. Gerçekler duyuruldukça, gerçeği örtme çabasında olanlar KAFİR tanımıyla anılmaya başlandı. Ağalara -bilerek ya da bilmeyerek- yalakalık yapanlar da dahil, Hz. Muhammed'e cephe alanlar KAFİRUN zihniyeti olarak belirlendiler.
KE-FE-RE fiili, yalan unsuru görünmese de, doğruyu demekten kaçınma hareketi de olabiliyor. Fakat bu tip kişiye KAFİR sıfatı verilmesi zordur. Gerçeği gizleme olayının kötü niyetle yapılması gerekir.
Bir hatırlatma: nüfusun yüzde 99'u Müslüman olan Türkiye'de, 'ke-fe-re' fiilini kötü niyetle işleyen o kadar çok insan var ki... bu tip kişilere Müslümanların 'ulema' bildiği kişiler, 'kafir' sıfatını vermiyorlar. Türkiye'de kötü niyetle 'kefere' fiilini işleyenler için ne diyorlar?.. ''Müslüman kişi, büyük günahlar işlese de Allah'ı, O'nun Peygamberini ve Kur'an'ı inkar etmedikçe dinden çıkmaz, diyorlar''. İşte aynen öyle ddiyorlar. Yüksek makam edinmiş kişiler, işleyen hukuku işlemez yaptıklarında... Dünyalık servet edinmek için, hukuku bozduklarında... hakları gasp ettiklerinde... ve toplum üzerine zulüm döktüklerinde... Kur'an'da tanımı yapılan 'kafir' sıfatı, Türkiye'de, ke-fe-re fiilini işleyen kimselere verilemiyor.
''La eabüdü ma teabüdüne!..''. kelimesi Türkçeye çevrildiğinde ''sizin taptığınız şeye ben tapmam'' ifadesi ortaya çıkıyor.
Türkçe 'tapmak' fiil masdarı, ferde, aşırı bağlılık hareketini yaptırır. Ayette belirtilen 'tapma' hareketi, zulüm karanlığınu oluşturan Mekke sisteminedir. Öyle bir karanlık sistemdir ki bu, alt tabaka insanlarda aklı devre dışı bıraktırıp, sonucu düşünemez bir tapma olayını meydana getirmektedir.
Mekke'nin zalimleri, aynı bağlılığı Hz. Muhammed'de görmek istiyorlardı. Hazreti Muhammed'in ''Sizin taptığınız şeye ben tapmam'' şeklinde cevabı, Mekke'yi karartan sisteme çakılmış ilk kıvılcım oldu. Ulufeler, süslü vaadler işe yaramamıştı.
Günümüzde 'tapma' ya da aşırı bağlılık, sistemi bozup ülkeyi karanlık günlere sürükleyen kişi veya kuruma gösteriliyor.
'Kefere' fiilinin işleticileri, gerçeğin ne olduğunu bilen çok kişiyi, ulufe veya makam vaadi ile baskıcı sisteme bağlamayı ya da taptırmayı becerebiliyorlar.
Hazreti Muhammed, ayette belirtilen emr üzerine hareket ediyordu. Şunu diyecekti:
Üçüncü ayet:
''Ve la entüm abidüne ma eabüd''. Yani, siz benim taptığıma tapanlar değilsiniz''.
Kafirler, Hz. Muhammed'in taptığına tapmaya başlasalar, Mekke'nin korku dolu karanlığı dağılmaya başlayacaktır. Alt tabakaya baskı bitecektir. Hür irade gerçekleşecektir. Lakin olmaaaazz!.. Saltanat için toplumu güdemezlerse İTİBAR kaybederlerdi!!!
Dördüncü ayet:
''Ve la en abidün ma abettüm''. Yani, ben, sizin taptığınız şeye tapacak değilim... Bu ifade Mekke'nin kafirlerine kesin reddiye oluyor. Hazreti Muhammed'in reddiyesi, fert bazında kalsa idi, kafirler, ''bırakın onu kendi haline'' derler, sistemi işletmeye devam ederlerdi. Lakin, konuşuyordu Hazreti Muhammed ve toplum bireylerini olumlu yönde etkiliyordu.
Beşinci ve altıncı ayetler:
''Ve la entüm, abidüne ma eabüd; leküm dinikim, ve liyedin''. Yani, benim taptığım şeye siz tapamazsınız. Haydi basın geriye!.. Sizin dininiz sizin olsun, benim dinim banadır''. İşte, bu diklenmeden sonra, kafirlerde şafak attı. Hazreti Muhammed'e inanmaya başlayanlara önce tehdit... Sonra şiddet göstermeye başladılar. Netice alamadıklarında öldürme olayına teşebbüs ettiler.
Surenin bu ifadesi, o zamanda, iki din varlığına işaret etmiş oluyor. O zamandan sonra da, toplumlarda ya da ülkelerde sadece iki din görünür olacaktır:
a) Hukuk olmayan veya var olan huku işletilmeyen, hür iradeye geçit vermeyen baskıcı din;
b) hukuku önceleyen, hakları belirleyen, bir toplumu veya bir ülkeyi gelişime açan Dünya devletleri içinde başka din olmaz.
İbrahim Faik Bayav
(24.10.2025 10:00)