MEKİN ŞAHİN
Halk inanmıyorsa, siyaset sonuç yaratamaz!
(Ülkemiz de ve dünya da ki gelişmeleri; kendi penceremden değerlendirerek, paylaşmak istedim.)
Avrupa da balkanlar da başlayan ipek yolu; Anadolu ile devam ederek Çine kadar uzanır. Bu yolun özelliği; yer altı, yer üstü, iş gücü kaynağı olarak zengin olması ve dünya karalarının kontrolünü sağlayabilen jeopolitik konuma sahip olmasıdır. İpek yolu üzerinde egemen olamayan hiç bir devlet tam anlamıyla dünya da tek başına hüküm süren devlet olmamıştır. Girişimler geçici zaman dilimi için de başarılı olmuş ama sonun da öne çıkan çelişkiler nedeniyle konumunu kaybetmiştir. İpek yolunun cazibesi hiçbir zaman kaybolmadı. Bugünde o cazibeyi en derin biçim de sürdürüyor. En cazibeli bölge de Türki’yedir. Jeopolitik açıdan üç kıtanın birbirine geçiş güzergahı ve kaynaklar açısından son derece verimli bir ülke. Ayrıca Makedonya’dan başlayarak; Afrika, Asya kıtalarında ki kültürel bağları cazibesini dahada güçlü yapmaktadır.
Osmanlı devleti bu bölge de güç olduğu dönemde, kendisine cihan devleti ve yöneticisine de cihan padişahı demiştir. Osmanlının bu gücü; kapitalizmin feodalizmi tasfiyesi sonrası, dünya pazarlarını kendi egemenliğine katmak isteyen sömürgeci devletler tarafından sürekli kırılmak istenmiştir. Kimi zaman Osmanlı içinde kaos çıkartarak, kimi zaman Osmanlı içinde ki iktidar kavgalarını kullanarak, kimi zaman ekonomik bağı yaratan kredilerle, kimi zaman da Osmanlı egemenliğinde ki ülkelerin Osmanlıdan kopmak adına başlattığı isyanları destekleyerek kırılmıştır. Kapitülasyonlar, yeniçeri ordusunun lav edilmesi, ticareti kontrol altına alan anlaşmalar ve savaşlar sonrası yapılan Osmanlıyı dağıtmak isteyen Serv benzeri anlaşmalar. Kırılmaların dönüm noktaları olmuştur.
Hiçbir şey birisi istiyor diye; o isteği olgunlaştıran düzlem de gitmez. Farklı iradeler, o iradelerin var olduğunda ki dünyanın zaman dilimi ve mekanlardaki özgün koşullar o iradenin geleceğine biçim verir. Emperyalizm kapitalizmin bir üst evresi ama tek bir kapitalist ülkede olan sonuç değildir. Birçok ülkede aynı zaman da ya da farklı zamanlar da ortaya çıkan bir sonuçtur. Benzer yanları sömürgeci olmaları ve dünya pazarlarını kendi kontrollerinde tutma eğilimlerinin güçlü biçimde bulunmasıdır.
Ortak yanları aynı zaman da kendi araların da ki çelişkinin çıkış kaynağıdır. Pazarlara hâkim olma istekleri kendi araların da ki savaşı kaçınılmaz kılmıştır. Kapitalizmle birlikte yaşanan dünya savaşları; emperyalistler arasında ki pazarlara sahip olma savaşlarıdır. Çıkış nedenleri sadece birer bahanedir.
İlk dünya savaşı öncesi ve sonrası; sömürge ülkeler önce ilhak edilir sonra da sömürgeci devletin valileri ve askerleri tarafından yönetilirdi. Ulusal kurtuluş savaşlarının kısa zaman da isyana ve bağımsızlığa dönüşmesi nedeniyle; sömürgeciler sömürge ülkelerde ki yönetim biçimlerini değiştirdiler. O ülkelerde görüntüde bağımsızlık ifade eden devlet yönetimlerinin oluşumuna izin vererek, sömürge devletin iç olgusu olacak biçim de oluşturduğu siyasi kurum ve yöneticileriyle ve ekonomik bağımlılıkla pazar hakimiyetini sürdürmeyi tercih etmiştir. Yeni sömürgecilik anlayışı; dost devlet, stratejik dost devlet vb. iddia ve söylemlerle devam etmektedir.
Bilginin gelişimi, sömürge ülkeler de ki halkın sömürgecilere ve onlarla iş birliği içinde olanlara tepki her alanda yükseltmektedir. Tepkilerin örgütlü konuma gelmesi; sömürgecilerin korkulu rüyası olmuştur. Çünkü örgütlenen tepki; sömürgecileri ve onlarla iş birliği yapanları ülkesinden kovmaktadır. Bu yeni durum 2. dünya savaşı sonrası yerleşen sömürgecilik yöntemlerini sıkıntıya
sokmuştur. Sömürge ülke halkları; emperyalizme ve iş birlikçilerine karşı örgütlü ve ulusçu direnişler başlattı.
Günümüzde ki gördüğümüz her entrikanın özü işte bu noktadır. Emperyalistler güçlü ulus devlet istemiyor. Ulus devlet yerine; inanç veya etnik ayrışım ya da kişilerin egemenlik hırslarını kullanarak güçsüz ve efendilerine hizmet gören küçük devlet yaratma isteği öne çıkarılmıştır.
Türkiye; Avrupa da toprak parçasına sahip olmasına karşın, bir Anadolu devletidir. Anadolu da ise tek bir kültür yok. Farklı inanç ve farklı etnik kimlikler var. Bu farklılık Anadolu da birlikte yaşama kültürü yaratmış ve kültür sahiplerini iç içe geçirmiştir. Yüz yıllarca biri diğerini ötekileştirmeden birlikte yaşamı zenginleştirme gayreti içinde olmuşlardır...
Bu birliğin Anadolu da yaratacağı zenginliğin; sömürgecilere alternatif devlet yaratacağı kaygısı, Cumhuriyet kurulduğu günden beri yok olmamış, aksine güçlendirmiştir.
O nedenle bu süreci engellemek için her tür yol ve yöntem fiilen uygulanmıştır. Yeni sömürgeci anlayışı ile sömürgecilerin kontrol ettiği pazarın parçası haline getirilmiştir...