MEKİN ŞAHİN
Zaman her şeyi affeder, evet; ama ben zaman değilim
Bir ülkede değişim ve devrim olması için önce şartların olgunlaşması, olgunlaşmanın başlattığı çatışmanın iktidar değişimiyle sonuçlanması gerekir.
Bir günde olmaz.
Zamana ve niyetin örgütlü önderliğine bağlı sonuçlanır. Kısa ya da uzun sürer. İktidar değişim ve dönüşümünün sosyolojik tanımı var.
Objektif koşullar. Subjektif hedefler içerir. Süreci eviren tanımlamanın içeriği yetersiz kalırsa, sonucu daima etkiler. Değişim ve devrim olmaz. Yeni iktidar kurulamaz.
Türkiye'de 42 yıldır siyaset ülkenin koşullarına uygun zeminde yapılmıyor. Hapsedilmiş.
Dolaylı ya da direk kendine verilen görevi yerine getiriyor. Sonu önceden planlı politikaları, değişik senaryo ile halka yediriyorlar.
Halkı kandırıyorlar.
Halkın sorunlarını gündeme taşıyarak, mücadele etmesine engel oluyorlar. Senaryolarında sınıfsal çıkışları yok. Geçici, bireyci, kuruluşlarla sınırlı tutuluyor. Gündemleri derine inmez ve çok basit.
Geldiği gibi kaybolur. Kaybolurken dünyayı yöneten ve işbirlikçi güçlerin isteklerini yerine getirmiş olur. Bu güçlerin uzun ve kısa hedefleri Türkiye'yi bugünkü labirente soktu.
Üretimi ve siyaseti dışa bağımlı Türkiye!
Dış bağımlı tarım.
Dış bağımlı sanayi.
Anadolu kültürü parçalanan, sürekli birbirini ötekileştiren Türkiye.
Kooperatif algısı bitirilen, işçi, memur ve halkı örgütsüz bırakılan, öndersiz ve güçsüz Türkiye.
Bu kadar görevi yerine getiren işbirlikçiler, dünden daha güçlü olmak istiyor. Gerçek yüzleri ortaya çıkınca demokratik yönetim yerine faşizme dört elle sarıldı.
Labirent öylesine çok odalı ki; ilkesiz, çözümsüz ve tutarsızlıkla dolu.
Çözüm getirmiyor aksine sorunlara sorun yüklüyor. Kaosu sürekli körüklüyor.
İşte dünya.
İşte Türkiye.
Sol bu fotoğrafı karşısına almadan, oturduğu yerden çözüm getireceğini düşündüğü için başarısız.
Türkiye'de sol hedefi olan seçmeninden kaçıyor. Kitle partisi olma uğruna, sağına sarılıyor.
Mantığını sınıf algısı önüne geçirdiğinden sığ çözümle yetiniyor.
O çözümde halkı ikna etmez. Etmiyor da.
Halk düzen değişsin istiyor.
Sol düzen değiştirmiyor, düzene yama yaparak devam etmek istiyor.
Makyavel faydacılık içinde her şeye kucak açıyor. İzler birbirine giriyor. Sürekli olmadı, bir kez daha diyerek; anaforun atma ve çekme fiiline devam ediyor.
Sonuç; güven vermeyen Sol’un her geçen gün kendisine destek verecek halk tarafından dışlanma döngüsü öne çıkıyor. Sol halk içinde ve kendi cephesinde örgüt olmayı ve örgütlenmeyi bu nedenle
başaramıyor.
Solun iktidar olacağı objektif koşullar var.
Solu iktidara taşıyacak sübjektivizmi yok.
Ateş var, su var, çay var.
Ama çayı demleyecek çaydanlık yok. Olduğu söylenen çaydanlıksa delik deşik. Çaydanlığa koyduğun su ateşi söndürüyor.
Ateşsiz de çay demlenmez! Şimdi sol zamanı ama zamanı iktidara taşıyacak sol cephe yok!
Türkiye halkı bu nedenle diyor ki: "Zaman her şeyi affeder, evet; ama ben zaman değilim." "
Zamanımda yok."
Kimi CHP yönetimi sol olmayan kimi kimlikleri partinin önemli kurumlarına seçti. O kimlikleri partide görevlendirirse, onları gören seçmenden oy alacağını düşündüler.
Adını bilmediğimiz atalar demiş ki (teşbihte söz hata olmaz) ‘’İt ve çakallara kucak açanlar, gün gelir itin ısırmalarına, çakalın gecenin karanlığında dişlerini vücuduna geçirmesine kucak açar.’’
O vakit şimdi düşün!
Dostunun uzattığı eli ısırma. Onun sıcaklığında, uzattığın eli düşürecek olanı elinin tersiyle def et ve kendi kimliğine sahip çık. Sol ol.
Sosyal demokrat partiler diğer sağ partiler gibi sistemin partisidir. Fark sağ mevcudu korur.
Toplumun geleceğine ışık olacak gelişmeleri istemez. Muhafazakâr, statükocu, etnik ve inanç zemini üzerine halkla bağ kurar.
Sosyal demokrat partiler sistemin tümünü ret etmez. Korur. Özellikle reformlarla sisteme yeni şeyler ekleyerek; emek cephesine insanca yaşayacağı ilişki, hukuk, özgürlük ve adalet sağlar.
Devrimci değil değişimle reformist politika üretir.
Kısaca biçimsel fark var!
Uykusuz geceleri olmayanın; yarını aydınlık olmaz. Gerek gördüğünde kalemle yazmayı, yumruğunla kırmayı bilecek ve çekinmeyeceksin. Bu köşe kış köşesi, Bu Köşe yaz köşesi!
Her çocuk mahalle arkadaşıyla oynar. Kimi çelik çomak, kimi hamam kızdı, kimi uzuneşek, kimi köşe kapmaca.
Köşe kapmaca oyunun da çocuklardan biri önce oyunu başlatan tekerlemeyi söyler. Tekerleme bittiği an da köşelere akın başlar. Çoğu kez köşeleri aynı isimler kapardı. Değişen yok. Oyun aynı. Sonuç aynı.
Çocukluk işte. Zamanı sonucu bilinen oyunla geçirmek. Eve geldiğinde giysilerinde ki toz ve çamur lekelerini annesine izah ederken, sonucu bilinen oyuna mal etmek.
Bir karanlık gece geldi. İnsan kimliğini beyinlerde bitirdi. İşlevsizleştirdi. Köşe dönmeci ve köşe kapmacı yaptı. İnsanlar düne ve geleceğe değil bugüne değer verir duruma geldi. Tüm üretim ilişkileri, beklentiler ve çözüm bu yeni kimliğe uygun gelişti. Geliştirildi.
İnsan kimliğini var eden sınıfsal konumdan uzaklaştırıldı. Zaafın dört koldan sardığı Pragmatik dönemde en fazla etkilense siyaset ve siyaseti yapan politikacı oldu.
Ülkemiz insanı kendi saflığı içinde kendine biçilen rolü harfiyen yerine getiriyor. Türk insanını duyarsız ve dirençsiz bırakan yeni dönem, Yurttaşın kendi sorunuyla ilgilenmesini istemiyor. Daima, sınıfsal ve bireysel beklentilerin dışına kahırlanan bu yeni insan tipini, istediği biçime sokmak, sistemi koordine edenler için çocuk oyunu oldu.
Yoksulluk, borsada ki küçülmeyle; açlık hortumcunun ‘’mal kaybıyla’’ izah edilirken, Anadolu varoşları, evinin küçücük karanlık tek odasında küçülmeye ve hortumcuya diz döverek ağıt yakar hale
getirilebildi.
Renkli basında ki çıplak kadın figürlerine bakarak midesinin gurultusunu unutan halk, kucaktan kucağa gezen yavruların; kimi ne zaman ve nerde aldattığını tıkır, tıkır söyler hale getirildi. Bu ve
benzerini ezberine yerleştiren, gelişmeleri kaçırmamak için çabasını esirgemeyen işçi Mehmet, memur Ahmet, köylü İrfan, esnaf Muhammet, aydın gençlik ve öğretmen, özgürleşmek isteyen kadın kendi özlük hakları için, çocuklarının geleceği için kılını dahi yerinden oynatmamakta.
Oynatmamak için de direnir hale getirildi.
Köşe kapmaca oyunu başladı.
Hortumcu koştu, Tarikat koştu, Sıcak para borsacıları koştu, gemicik sahipleri koştu, sahte faturacılar koştu, eroin satıcıları koştu, vergi kaçıranlar koştu; bölücülüğü inanca, mezhebe, etnik kimliğe dayatanlar koştu. Siyaset tellalları koştu.
En arkada kalan Anadolu halkı da koştu
Sonuç değişmedi. Oyun ayın oyunu. Oyun bitimin de söylenen söz gözlere bakılarak tekrar edildi.
’’Köylü köyüne, evli evine; oyunbozanlığı yapmadan yarın yine geline!’’
Ama ben Zaman her şeyi affeder, evet; ama ben zaman değilim.