MEKİN ŞAHİN
Ölüme Giden Gözler de ki Işık
Anamın tek isteği; kurban ve ramazan bayramların da Kozan'da dizinin yanı başında olmamdı. 1976 yılın da yaşadığı evlat acısının evimizde yaratacağı boşluğun dolmasını istiyordu aslında. Ama sesli söylemeyi devrimci anası olarak; gururuna yediremiyordu. Ve ben Türkiye’nin neresinde olsam da onun isteklerini elim kanlıda olsa hep yerine getirdim.
Yıl 1979. Kurban Bayramı’na iki gün var. Çook uzaklardan Kozana geldim. Anamla Köyümüz de diz dize oturduk, konuştuk; o bana özlemle bende ona gururla baktım. Saatler nasıl da uçtu gitti farkına varamadım. İzin istedim, köyümüzden Kozan'a geldim.
Direk, Devrimci Kültür derneğine çıktım. İçerde tek kişi var. Arkadaşları sordum, kısık sesle; '' abi taş mahallesin de çatışma çıktı, bir bizden iki onlardan yaralı var, arkadaşlar mahallede'' dedi. Haydi gidiyoruz dedim. Taşlarla döşeli ara sokaklardan; labirent göstergeli bir halde oldukları yere geldim. Beni görünce biraz şaşkın, biraz mutlulukla teker teker kucakladılar. Nerede dedim ve beni ona götürdüler.
İçeri girdiğim de daha sakalı ham tıraş gençle karşılaştım. Beni görünce gururlu biçim de ve saygıyla yataktan kalkmak istedi. İşaret ettim ve yanına oturdum.
Göz göze geldik. Gözleri ışık saçıyordu. Vücuduna giren kurşunun acısını umursamıyor, mahallesini korumanın hazzını gözlerinden çıkan ışıkla gök yüzüne salıyordu. O gözler de korku yoktu! Oysa kurşun sol memenin üstünden girmiş, atış açısı gereği olacak ki köprücük kemiğinin omuz bölgesinden çıkmış. Doktora gitmeden diğer arkadaşlarının özel tedavisiyle; direnişini yeniden, yeniden yaşıyordu.
Aradan tam 34 yıl geçti.
Cumhuriyeti yere yatırdılar, tam 34 yıl bir pastırma gibi kestiler de kestiler. Her kesme bir parçayı alıp götürürken 1980 yılında bu halka biçilen kaftan; yarattığı ihanet ve teslimiyetle Türkiye’nin her yanını sardı.
Susmalısın!
Yüzüne vurulan her tokatta, sessizce diğer yanağını çevir!
Tam 34 yıl sürdü sessizlik.
Ve bir kıvılcımla o sessizlik bozuldu. Taksim gezi parkın da bir ağaca vurulan darbe sessizliği bozdu. Ve kıvılcım aleve döndü. Türkiye'yi alev alev sardı. Semalar aylarca o suskun halkın çocukları tarafından çığlıklarla kuşatıldı!
''Her yer taksim, her yer direniş!'' ''Faşizme karşı omuz omuza!'' Hükümet tüm gücüyle saldırdı. Ne kadın ne çocuk ne milletvekili ne sanatçı, ne ''demokrat Müslümanlar'', ne spor takım taraftarı ne kuzeyli ne güneyli ne batılı ne doğulu demeden saldırdı. Tomalarla, bombalarla, zehir saçan gazlarla, kurşunla, plastik mermilerle, sopalarla, satırlarla saldırdılar.
Yüzlerce göz altı ve tutuklamalar. Binlerce yaralı ve ölümler! Ve onca saldırı, durduramadı bu ayağa kalkışı. Hükümet şaşkın, hükümet çaresiz; boyun eğmek zorun da kaldı sonun da. Anne ben arka sıralardayım diyerek, aile baskısını ortadan kaldıran bu gençler bir kez daha ülkesini saran korkuyu yenerek; ölüme hoş geldin diyerek koşa koşa direnişini bayraklaştırıyordu. Başbakan şaşkın! Hükümet şaşkın! Siyaset dünyası şaşkın! Dünya şaşkın!
Şaşıracak bir şey yoktu. Onlar sandılar ki; 68 ruhunu, 78 isyan düşünü toprağa gömdük. Onlar sandılar ki; 1919'da Anadolu da yeşeren ve vücut bularak, bin yıllık saltanat ve hilafete son veren özgürlük, yeniden dinle kuşatılarak sonlandırıldı. Onlar sandılar ki kulluk yeniden canlandı. Yanılgıları Anadolu
kültürünün nerdeyse insanlığın çıkışına eş değer olması. Bu kültür de daima zulme, esarete, köleliğe ve kulluğa direnişlerle tarihe iz düşürmüştür.
Onların unuttukları:
Gözlerde ki ışık ölüme giderken, geride bıraktığı çığlıkla kalanlara özgürlüğü bağımsızlıkla örtmesidir.
Dünya yeni bir düzene yol aldı. Kokuşan hiçbir düzen yeniye gidişi engelleyemez. Sadece geciktirir. Ölümleri çoğaltır. İşkenceci ve zalimleri azgınlaştırır. İnsanlığın yaşam kavgasının kabarması altında yok olur giderler. Çanlar halklar için değil, daima zalimlerin yok oluşuna çalar!
…………………………………….
Sayın Özgür Özel
Önemi yüksek olan tüm yazılarımı sizle paylaştım. Uyardım, eleştirdim, övdüm. Sadece CHP’nin lidere ihtiyacı yok, Türkiye’nin lider çok ihtiyacı olduğunu altını çizerek vurguladım. Dünyanın ve Türkiye’nin kaos ve sıkıntı yaşadığı, ölümlerin kanıksandığını; çözüm getirmeyecek savaş senaryolarının çözüm olarak sunulduğu bir dönemde ilkesellik içeren sol çözümlerin insanlığa ve Türkiye yurttaşına nefes aldıracağını belirttim. Aradan onca zaman geçti. Israrla feodal siyaset anlayışıyla popülizme yöneliş kesintisiz devam ettiriliyor.
Eleştirel bu yazımı sizle paylaşacağım.
Hatırlamakta fayda var! Asgari ücret ve emekli aylık artışı için protesto amaçlı ışıkların yakarılarak söndürülmesi çok kısa sürdü. Sonuçta getirmedi.
Normalleşme sonrası halk kırmızı kart göstermeye çağrıldı. Hiçbir etkisi olmadı. 31 Mart 2024 seçim sonrası ilk gün erken seçim çağrısı yerine, erken seçim gündemimizde yok dediniz. Derin kuyuya düşen AKP’nin düştüğü kuyudan çıkmasını sağladınız. Şimdi halkı sokağa dökecek argümanlardan yoksun erken seçim istiyorsunuz. AKP-MHP ittifakı takmıyor.
Seçim tarihi bilinmezken, durduk yerde ön seçim çağrısı yaptınız. Gelinen noktada Ekrem İmamoğlu tek aday. Ancak kendini dışlanmış hisseden Mansur Yavaş tepkisi her geçen gün artıyor. İki Büyük şehir başkanları karşı karşıya geldi.
Kısaca halkın gündemi dışında aldığınız her karar genel başkanlığınızı tartışmaya açmaktan başka bir işe yaramadı.
Sayın genel başkan; Türkiye üzerine BOP sevicilerinin kurduğu oyunun tiyatrosunu seyrediyoruz. Yakın tarihte öyle sıkıntılar yaşanacak ki kardeşlik ve barış üzerinden Anadolu halkı darmadağın edilecek. Elinde baltası önüne gelene esip gürleyen bir ABD başkanı, kendini deliliğe vurarak oyun üstüne oyun kuruyor. Dünyayı götürmek istedikleri yeni düzene ancak ülkeler iç dengelerini koruyarak ve insanca yaşama koşullarını sağlayan demokratik devlet yönetimiyle karşı çıkılır. Bir ülkenin halkının top yekûn birliği karşısında hiçbir güç duramaz.
CHP ve siz genel başkan her gün önünüze getirilen gündem yerine Türkiye iç dengesini ekonomik, siyasi, hukuki ve sosyal alanlarında var olan sorunları çözen projelerle gündem yaratarak Türkiye yurttaşıyla örgütlü güç olma mücadelesi başlatmalısınız. Suni sıçramalar ve kişi algoritması daima yanıltıcıdır. Bu aşamada hiç getirisi olmayan üyelerle aday yoklamasına son vererek, parti içindeki ötekileşmeye son vermek zorundasınız. CHP belediye başkanlarına yapılan saldırıya ancak halkla örgütlü güç yaratarak sokaklarda engelleyebilirsiniz.
Sayın genel başkan şunu unutmayın! CHP yoksul halkın, tarlada üretim yapan köylünün, varoşlarda yaşayan kırsal kültürlü yeni kentlinin, fabrikadaki işçinin, Türkiye sevdalısı yurtseverin ve sokakların Partisidir!
Denizin tuzlu sularında yaşayan canlıyı, tatlı suda yaşatamazsınız