SELMA ERDAL
YAPAY ZEKAYA MÜLTECİ SORUNUNU SORDUM
Her gün televizyon ekranlarında çürük botlarla denize açılan mültecilerin ölüm yolculuklarını izlerken yapay zeka aga Gemini Advanced'a sordum:
“Lampedusa diye bir ilke var; nedir bu ilke, ayrıntılı olarak açıklar mısın?”
Anlattı.
Ben sordum. O anlattı.
Ben biraz daha kurcaladım. O biraz daha diplomatlaştı.
Sonra dönüp baktım ki önce kavramı düzeltmek gerekiyor.
Lampedusa, Kuzey Afrika'dan Avrupa'ya geçmeye çalışan göçmenlerin uğrak noktalarından biri olan İtalyan adasıymış. 2013'te yüzlerce kişinin öldüğü deniz faciasından sonra göç tartışmalarının simgesi olmuş.
Ama uluslararası hukukta bağımsız bir “Lampedusa İlkesi” diye bir ilke yokmuş.
Asıl olan; denizde tehlikedeki insanı kurtarmak, sığınma istemini değerlendirmek ve kişiyi zulüm, işkence ya da yaşamını tehdit eden ağır tehlikelerle karşılaşabileceği yere geri göndermemekmiş.
Buna geri göndermeme ilkesi deniyormuş.
Ama bu, “Bir ülkeye giren hiç kimse geri gönderilemez” demek değilmiş. Devlet sınırını koruyabilirmiş. Kalma hakkı bulunmayan kişiyi de hukuka uygun biçimde geri gönderebilirmiş.
Sorun, insanın durumunu incelemeden sınırdan geri itmekte.
Bu bağlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de 7 Ocak 2025'te Yunanistan'ın bir Türk vatandaşını Türkiye'ye geri göndermesiyle ilgili davada hak ihlali yapıldığına karar vermiş.
Peki İspanya?
Temmuz 2026'da Ceuta'ya on binlerce insan geçmişti.
Bunların çok büyük bir bölümü kısa sürede Fas'a dönmüştü. Bir kısmı da gönüllü olarak ayrılmıştı.
Çünkü düzensiz giriş, tek başına kalıcı oturma hakkı yaratmıyormuş.
Doğru. Yaratmıyor.
Ama işte o noktada Gemini ağaya sorduğum soru yeniden masaya geliyor:
Avrupa kendi sınırına gelen düzensiz göçmeni hukuka uygun koşullarda geri gönderebiliyorsa, Türkiye neden yıllardır Avrupa'nın göç bekleme odasına dönüştü?
Burada yalnızca Avrupa'yı suçlamak da doğru olmaz elbette.
2016 AB-Türkiye Mutabakatı'nı Türkiye de onayladı.
Öyleyse yalnızca Brüksel'e değil, Ankara'ya da bakacağız.
Daha doğru soru şu olmalı herhalde:
Türkiye'ye ne dayatıldı, Türkiye neyi kendi siyasal iradesiyle onayladı?
Benim yapay zekadan beklediğim de bu.
Bana “Haklısınız” demesi değil, “Haklıysanız kanıtı bu; burada ise yanılıyorsunuz” diyebilmesi.
Gemini ise bildiğimiz siyasetçi diliyle konuşuyor:
“Uluslararası işbirliği artırılmalıdır.”
“Yük paylaşımı sağlanmalıdır.”
“Uyum politikaları geliştirilmelidir.”
Hep “-meli, -malı”.
Hep “-cek, -cak”.
Peki kim ne yapacak?
Kim ne ödeyecek?
Kim bu yükü taşıyacak?
Ses yok.
Oysa göç yalnızca rapor değildir.
Kira demek. İş demek. Okul demek. Hastane demek. Belediye hizmeti demek.
Ve en sonunda insan demek. Çünkü göçmen de insan. Ev sahibi ülkenin yurttaşı da insan.
Birini savunurken ötekini yok saymak zorunda değiliz.
Savaştan kaçanın korunma hakkı vardır. Ama bir toplumun da ekonomik, toplumsal ve kültürel yük taşıma kapasitesini tartışma hakkı vardır.
Bunu söylemek tek başına ırkçılık değildir. Çünkü burada tartışılması gereken insanların kimliği değil, göç politikalarının sonuçlarıdır.
Sorulması gereken şudur:
Büyük kültürel farklılıkların bulunduğu toplumlar arasındaki kitlesel göçün ekonomik, toplumsal ve kültürel uyum maliyeti ne olacaktır?
Bu meşru bir sorudur.
Bir başka sorum da şudur:
“Türkiye'nin laik-demokratik yapısının değiştirilmesi mi amaçlanıyor?”
Büyük nüfus hareketleri bir ülkenin toplumsal yapısını etkileyebilir. Ama bunun bilinçli bir siyasal proje olduğunu söylemek için elimizde hangi kanıtlar var?
Bu bağlamda uluslararası siyasete bakalım.
Savaşları sıradan insanlar çıkarmıyor. Ama bedelini onlar ödüyor.
Devletler savaşıyor. İnsanlar yollara düşüyor.
Göçmen sınırda kalıyor. Ev sahibi toplum faturayla baş başa kalıyor.
Eskiden uluslararası siyasetin çelişkilerini gördükçe “Filler tepişirken çimenler ezilir” derdik.
Bugün de aynı düşüncedeyim. Ama bu söze birkaç söz de ben eklemek istiyorum.
Evet, uluslararası siyasette çimenleri ezen filleri konuşalım. Eleştirelim. Ama kendi yöneticilerimizin aldığı kararları da unutmayalım.
Çünkü bütün suçu dışarıda ararsak kendi kapımızın önünü hiç süpürmemiş oluruz. Üstelik bizi yönetenlerin sözlerinin ve kararlarının hesabını sormayı da unuturuz.
Selma Erdal; Didim, 18 Ekim 2026