Kaf Suresi 5 – 7: Arz Üzerindeki Oluşum: ‘Revasiye’ 20’nci Yüzyıl’a İşaret Ediyor

Kaf Suresi'nin 3 ve 4'ncü ayetlerinde yeryüzündeki kafirlere ait varlıkların eksildiği konu edilmiş, eksilme bilgisinin 'kitabün hafizun' adı verilen yerde yazılı olduğu belirtilmişti. Peki Mekke'deki kafirler verilen bu bilgiyi anlamışlar mıydı? Kaf Suresi beşinci ayet: ''Bel kezzebü bi'l-hakkı lemma caehüm, fe hüm fi emrin mericin''. Ayetin Türkçe çevirisi şu: Toplumdaki muhataplara HAK ile gelindiğinde, anlatılanları tekzip ettiler. Demek ki kafirler anlamamışlar. Hak ile gelmek, gerçeği ortaya çıkarıp duyurmak, demektir. Toplum yaşantısındaki yanlışları bertaraf etmeyi amaçlar. Yanlışlar; a) Ya bilmeyerek icra ediliyordur... Bunun adı cehalettir... b) Ya da yanlışlar birileri tarafından topluma dayatılıyordur. Bunun adı istibdattır. 'Kezzebü' كَذَّبُوا kelimesi, gerçeği duyan kişilerin, duydukları anda yalanladığını bildiriyor. Soru şu: Tekzip sebebi cehalet mi?.. İstibdat mı? ''fe hüm fi emrin mericin'' فَهُمْ فى اَمْرٍ مَريجٍ Kelimesi, gerçeği tekzip etmelerinin sebebini, hile, aldatma, alavere, dalavere gibi karışık işlerin içinde olmak, olarak gösteriyor. 'Kafir sıfatı insanlara, sebep olmadan verilmez. Mekke'nin ağaları, bildirilen gerçeği (bile bile) tekzip ettikleri için 'kafirler' şeklinde anılıyorlar. Kaf Suresi altıncı ayet: ''E fe lem yenzuru ila es-semai fevkahüm. keyfe beneynaha ve zeyyennaha''. Ayetin Türkçe çevirisi şu: Üstlerindeki semaya bakmadılar mı?.. Nasıl bina ettik ve nasıl süsledik onu?.. ''Bakmadılar mı?..'' diye sorulmuşsa... Baktıkları anlaşılır. Bakmışlardır ama bir şey anlamamışlardır. Kafalarını kaldırıp baktıklarında ne vardır üstlerindeki semada?.. Bulutlar mı?.. Kanat çırpıp uçan kuşlar mı?.. Mekke kentinin kurulu olduğu yer geniş çöl alanıdır. Tam üstlerinde yakıcı güneş onlara bakar... Ve kafalarını biraz kaldırdıklarında, bazı dağları ve tepeleri görürler. Ayetteki ''onu süsledik'' anlamındaki 'zeynennaha' kelimesi, gece ışıldayan yıldızları mı anlatıyor? Habuki yıldızlar, semanın (atmosferin) ötesindedirler; Uzay boşluğu içindedirler. Ayette dikkat çeken ifade ''Nasıl bina ettik onu'' ifadesidir: ''Keyfe beneynaha'', yani ''nasıl bina ettik onu'' diyor. İşte o zaman şu sorulur: Mekke'nin insanlarının üzerinde bina edilen şey sema mıdır? 'Sema' اَلسَّمَاء teriminin Türkçedeki karşılığı 'gök' olarak biliniyor. Ve ilginçtir ki, Kur'an mealcileri, ''ma leha min fürucün'' kelimesini, ''onda bir çalak bulunmaz'' anlamında Türkçeye çevirmişler. Hazreti Muhammed'in tabileri bu ayeti duyduklarında ne anlamışlardır? Onlar da kafalarını kaldırıp semaya bakmışlar mıdır? İlk ayetin açıklamasında, ayeti başlatan 'kaf' harfinin, Sure içinde gizem olduğunu ima etmişti. Hazreti Muhammed'in tabileri, anlamasalar da, ayetlerde, idraklerinin dışında bir mesaj olduğuna kanaat getirirlerdi ve anlamını zamana bırakırlardı. Hazreti Ali'nin gizemi deşifre eden tefsir yaptığından söz edilmiş. Fakat tefsir nerededir?.. Niçin ortada yoktur?.. kimse bilmiyor. Bizim çıkardığımız anlam, ayetin ve Sure'nin yüzyıllar ötesindeki insanlara hitap ettiğidir. Mesela, 20'nci ve 21'nci yüzyıl insanlarına... Sonraki ayete bakalım: Kaf Suresi yedinci ayet: BİRİNCİ CÜMLE: ''Ve el-arza medednaha ve elkayna fiha revasiye''. Türkçesi şu: Arzı yaydık, genişlettik... Oraya REVASİYE yerleştirdik. 'Arz' اَلْعَرْضَ kelimesi, yer sathını tanımlar. Arzın yayılması ve genişletilmesinin ne demek olduğunu, Mekke ileri gelenleri mutlaka anlamışlardır. Peki biz ne anlayacağız?.. Arzın genişlemesinden kasıt, Mekke çevresinde, ziraate uygun arazilerin arttığı anlamında olabilir. Ya da bulundukları coğrafya dışında Mekkelilere verimli arazi hazırlandığı anlamında... Ayetteki ''oraya revasiye yerleştirdik'' ifadesi de Mekke insanlarının anlayabileceği bir ifade değildir. Kur'an'ı Türkçeye çevirenler ve tefsir yapanlar 'revasiye' kelimesini 'dağlar' olarak anlamışlar. 'Revasi' رَوَاسِىَ sabit ve köklü anlamında bir kelimedir. Türkçede 'köklü aile' deyimi var. Bu terim, bir yere iyice yerleşmiş, temelleşmiş, anlamını taşır. Revasi, günümüzde, temeli derinde olan yapıları tanımlar. Mesela yüksek binaları... Mekke'nin insanları, zamanda yolculuk yapıp bu güne gelselerdi, kafalarını kaldırdıklarında, Kabe'nin etrafında, temelleri derine köklenmiş ve dağ yüksekliğine eriştirilmiş binaları görürlerdi. İKİNCİ CÜMLE: ''Ve enbetna fiha min külli zevcin behicin''. Ne anlatıyor bu ayet ifadesi?.. 'Enbetna fiha' اَنْبَتْنَا فيهَا kelimesinin Türkçesi şu: ''Orada (yayılan arzda) bitki gibi ortaya çıkardık''. Ortaya çıkarılanlar, temeli toprağın derininde olan yüksek binalardır. 'Min külli zevcin behicin' kelimesi Türkçeye, -sözcük karşılığı olarak- ''sevimli çift'' şeklinde çevriliyor. Ve bu çeviri, bizim ülkemizde, evlenmiş kadın ve erkeği akla getiriyor. Halbuki ayetteki anlamı bu değil. 'Min külli zevcin behicin' kelimesi, beldede (arzda) sabitlenmiş binaların birbirine bitişmiş ve sevindirici hale getirilmiş durumlarını anlatıyor. O zamanın Mekkelileri, kulübe tipi konuttan çıkıp bu tip binaya yerleşmiş olsalardı, sevinçlerine diyecek olmazdı. NOT: Tek katlı kiralık basit evde oturuyorduk. Kiradan kurtulmak isteyen babam, ev alabilecek parayı biriktirmişti. 1970 yılında, dışı mozaik kaplanmış beş katlı ve çift daireli, binadan bir daireyi satın aldı. Birincisi, yandaki bina o binaya bitişikti. (zevç olmuştu; arasında füruc yoktu). İkincisi, binadaki küçük daire büyük daireye yapışıktı. Yani iki daire birbirine 'zevc' idiler. 'Behiç' sıfatı buraya yakışıyordu. İbrahim Faik Bayav (17.10.2026 09:06)
Benzer Videolar