OKTAY EROL
Her yağmur, sel baskını değildir!
Doğayı iyi kullanmak, “doğal akışa” zarar vermemek, “koşulları içinde” yaşamanın yollarını aramak… Amaç bu olmalı! Yaşam alanınız deprem kuşağındaysa, güvenli barınaklar için uygun alanları seçmek zorundasınız! Deniz gel/ gitlerinin, tsunaminin sıkça tanık olunduğu yerlerde yüksek bölgelerde daha güvenli olunacağını bilmelisiniz. Yağışların yer yer yaşamı zorlaştırdığı yerleşim alanlarında doğal kanalları/ dereleri/ boğazları tıkamamalısınız.
Dünyanın neresindeki üniversitelerde araştırırsanız araştırın, “tez konusu” yaparsanız yapın bunu değiştiremezsiniz! Doğadan söz ediyorum; başka bir şeyden değil! Kimi zaman her ne denli “dogmatik” gerekçelerle yapılan yanlışları gizlemeye/ halının altına süpürmeye çalışsalar da; bilimsel sonuçtan kaçılmayacağına tanık olurlar! Bir deprem olur, on binlerce insan yaşamını yitirir; sel ya da taşkın yaşanır, onlarca insan yaşamını yitirir; bir grizu patlar, yüzlerce insanın yaşamı son bulur. Her zaman olduğu gibi, ardından “suçlular” bilindik gerekçelerini sıralar!
***
Günlerce, aylarca yağmur yağmadı; toprakta tohumu bekleyen üreticiler kaygılandı, barajlar dolmadı, kentler bidon sularla gereksinimlerini karşıladı, susuzluk öyle kolay aşılacak bir sorun olmadığı görüldü de, anlaşıldı mı bilmiyorum doğrusu… Havaların soğumasıyla birlikte de birçok kentte yağışlar başladı; taşkınlar oldu, duvarlar yıkıldı, koca araçlar sürüklendi, çocuklar okula gidemedi, özellikle anakentlerde yaşan alt/ üst oldu!
“Bilinç” nedir biliyor musunuz? “Bilgiyi” yaşamın içinde uygulayabilmektir! Taşkınların nasıl oluştuğu, neden yolların ikiye yarıldığı/ sokakların terkedilmiş duruma geldiği/ betondan yapıların su göletlerinin içinde kaldığı biliniyor; ancak bu konularda “bilgi” uygulanabilir duruma gelmiyor! Bu göz göre göre “suç” olmalı, göz göre göre “yaşama yapılan yanlış” olmalı; haksız mıyım? Elinde her şey var, neyin/ nasıl yapılmasını da biliyorsun, ancak “daha çok kazanmak” için yapılmaması gerekeni seçiyorsun! Burada “iktidarları” ilk sıraya koy; ardından yerel yönetimleri, beton yapı yüklenicilerini, aradaki “iş bitiricileri” ekleyin!
***
Bir zamanlar “tabii afet” olarak tanımlanan olaylar, bugün “doğal yıkım” olarak adlandırılıyor; yağmurun da, depremin de, aşırı sıcakların da birer “doğa olayı” oldukları biliniyor! Yola çıkacak olan, işe başlayacak olan, toprağa tohum ekecek olan meteorolojinin verdiği bilgileri göz önünde bulunduruyor. Neden mi? Aklın yolu bu çünkü! “Doğal yıkımlara” karşı, “doğayı yönlendirmeyi” denemek yerine “önlem” almak gerekiyor!
Metropol kent İstanbul başta olmak üzere, yurdun birçok kentinde yaşanan yağmur “yıkım” getirdi! Şu “bilgiyi” vermem gerek: Kırk yıl önce İstanbul’da dörtyüz dere yatağı varmış, bugün yüzaltı tanesi kaldığı ileri sürülüyor! Üçyüze yakın dere, son kırk yılda “imara” açılmış, doldurularak betondan yapılar dikilmiş, yaşam alanlarına dönüştürülmüş! Benzeri Adana’da da var, diğer kentlerde de… “İktidarların”, yurttaşın yaşamını kolaylaştırmak yerine “işini bilen” yüklenicilerin “daha çok” kazanmaları için “doğal oluşumları” yok etmeyi yeğlemesini umursamayışları bugünleri getirdi! Yerel yönetimler, yaşam alanı oluşturmaya elverişsiz yerleri “imara” açtı, konutlar/ alışveriş merkezleri yapıldı, yağmurun su yolları yok edildi…
***
Her “doğal yıkımın” ardından ağıtlar yükseliyor! “İktidar” bir yandan suçlu ararken, bir yandan da “muhalefet” sorunları/ aymazlıkları/ doymazlıkları sıralıyor! “Sanayi mi önemli, zeytinlikler mi; elbette sanayi önemli” diyen siyasetçiler olduğunu bilmeyen var mı bilmiyorum! Kentlerde dere yatakları imara açılırken, “yurttaş evsiz mi kalsın” diyen yerel yönetimler olduğunu duymuştum, sanki “yurttaşta” alım gücü bırakmışlar gibi!
İnsan yaptığı yanlışı unutabilir; ancak ortadan kaldırdığı dere yatağının, kapattığı su yolunun, betonlaştırdığı toprağın fiziksel sonuçları ortadan kalkmaz… Doğayı da böyle düşünün… Doğanın hoşuna gitmeyen ne yapılırsa yapılsın, “siz” unutsanız bile unutmayacaktır, uyuşuk siyasetçiler gibi “halının altına süpüreyim de orada dursun” demeyecektir, mutlaka “sonucunu” yaşatacaktır! “Kimi doğa olaylarına” engel olamazsınız, ancak “zarar vermemesini” sağlayabilirsiniz! Doğayla inatlaşmak yerine “nitelikli biçimde nasıl yaşanılır” sorusunun yanıtını yaşama geçirebilirsiniz!