SELMA ERDAL
Yalnızca Bilimde Değil, Yaşamda da Bütüncül Bakış
Bizde bir olay gerçekleştiğinde çoğu kez en kolay açıklamaya sarılır, kestirip atarız.
Çocuk okumuyor mu? Tembel.
Genç öfkeli mi? Saygısız.
Yoksul geçinemiyor mu? Hesabını bilmiyor.
Dere taştı mı? Çok yağmur yağdı.
Böyle söyleyince sorun da kendiliğinden çözülmüş gibi oluyor. Üzerinde çok da düşünmeye gerek kalmıyor.
Oysa biraz eşeleyince iş değişiyor.
O çocuk nasıl bir evde büyüyor? O gencin geleceğe ilişkin ne umudu kaldı? Yoksulluk gerçekten yalnızca kişinin becerisiyle mi ilgili? Dere neden her yağmurda taşıyor; yatağına ne yaptık, çevresine ne diktik, neyi betonlaştırdık?
İşte bütüncül bakış dediğimiz şey, sanırım tam burada başlıyor: Bir olayı yalnızca görünen sonucuyla açıklamamakta...
Çünkü insan da toplum da kent de birbirinden kopuk parçalardan oluşmuyor.
Ekonomi dediğiniz olgu mutfağa kadar geliyor. Siyaset hukuka, hukuk günlük yaşama değiyor. Kent planlamasında verilen bir karar, yıllar sonra bir mahallenin havasını, suyunu, dahası komşuluk ilişkilerini değiştiriyor.
Ben özellikle bir soruya takılıyorum:
Kim dışarıda kaldı?
Bu soru yerel katılım tartışmalarında da karşımıza çok çıkıyor.
Toplantı yapılıyor. Salon var, masa var, gündem var, tutanak var. Basında ve sosyal medyada yer alacak fotoğraflar da var.
Ama halk nerede?
Sonra rapora bakıyorsunuz:
“Katılımcı süreç başarıyla yürütülmüştür.”
İşte son örnek: Kent Konseyi Genel Kurulu yapılmış. Yine aynı zat-ı muhteremler kurulda...
Ara sıra bir araya gelip fotoğraf vermenin dışında, yerel demokrasi ve halk katılımı adına ortaya konmuş somut ne var?
İnsan ister istemez soruyor:
Kim katıldı?
Halk nerede?
Bu nasıl bir yerel demokrasi?
Çünkü bazen sözler gerçeğin önüne geçiyor.
Dönüşüm deniyor; mahalleli yerinden oluyor.
Yatırım deniyor; ağaçlar kesiliyor.
Kalkınma deniyor; kentin nefesi daralıyor.
Kuşkusuz bütüncül bakış yalnızca bunlardan oluşmuyor. Ama işe belki de tam buradan başlamak gerekiyor.
Sağlığı yalnız hastaneyle açıklarsanız insanın yaşam koşullarını kaçırırsınız.
Eğitimi yalnız sınav başarısına indirgerseniz çocuğu kaçırırsınız.
Demokrasiyi yalnız seçim sandığı olarak görürseniz sandık dışındaki yaşamı ve halkın gündelik etkisini kaçırırsınız.
Kenti de bina sayısıyla ölçerseniz, bir süre sonra neden yaşanamaz duruma geldiğini anlamakta zorlanırsınız.
Bugün bilgiye ulaşmak kolay; zor olan, parçaların arasındaki bağı görmek.
Bir de o bağın kimin yararına, kimin zararına işlediğini sormak.
Benim bütüncül bakıştan anladığım biraz da bu:
Hemen hüküm vermemek.
Durup düşünmek.
Sonra birkaç adım geriye çekilip bütüne bakmak ve değerlendirmeyi bütün üzerinden yapmak
Selma Erdal; Didim, 26 Eylül 2026