Dedik ki

SELMA ERDAL
Dedik ki
Biz; anneleri pazara giderken Sümerbank basmasından pazar torbaları kullanan kuşaktanız ve keten ipliğinden yapılmış fileleri de kullanan babaların çocuklarıyız. Babalarımızın cebinde keten iplikten fileler bulunurdu ve o babalar iş dönüşü eve gelirken kese kağıtlara konmuş meyveleri taşırlardı çocuklarına... Anneler de çiçekli Sümerbank basmalarından, delikli tahta saplara kınnap ipiyle dikilmiş torbalarla giderlerdi Cumartesi günleri kurulan sebze, meyve pazarlarına... Anımsıyorum da suni ipekle aynı dönemde girdi naylon ülkemize... Yıl 1964 olsa gerek... Almanya'ya işçi gidenler; naylon gömlekleriyle caka satarlardı, Bursa ipeklisinden başkasını tenine giymeyen bizlere... Ve büyüdüğümüzde dedik ki naylondan uzak durun! Çünkü Çevre Sorunları alanında yaparken akademik kariyer, derken Doğa'nın yaşamasına en zorlu bariyer olan naylon illetini öğrendik. Yeniden Sümerbank basmasından pazar torbaları kullanılsın diye çok dil döktük, pek çok yazılar yazdık. Ne yazık ki çiçekli basmadan torbaları kullanmak bir yana, o basmaları dokuyan Sümerbank Merinos fabrikalarını bile kapattılar acımasızca... Anımsanacağı gibi daha sonra bir karar alındı ve son yıllarda eğer ki naylon torba kullanacak olursanız alışverişlerinizde, torba için Bir Türk Lirası ödüyorsunuz satıcıya... Gerekçesi de naylon torbanın doğada çözünür olması için yüzlerce yıl geçeceği ve Doğa'nın bundan zarar göreceği falan, filan... Sanki biz yıllardır anlattık, yazdık yalan, dolan... Akıllar anca geldi başa; zararın neresinden dönülürse kardır diyerek, bunca geç kalınmışlığı çekelim sineye... Ve bu arada ülkede bazı konularda duyarlılıklar gösterilse de... Ne yazık ki ormanların, tarım alanlarının, zeytin bağlarının yok edilmesinin ardından... Ayçiçek tarlaları da yok edilmiş. Bu gidişle Gavur İzmirli çiğdem çitleyemeyecekmiş. Çiğdem bir yana; gündöndü, güne bakan diye de bilinen Ayçiçeği tarlalarının özellikle de Trakya Bölgesi'ndeki Ayçiçeği tarlalarının yok edilmesi nedeniyle, bitkisel yağ üretiminde kullanılacak ayçiçeği çekirdekleri için de dışalıma gidiliyormuş. Umalım ki Ayçiçeği konusundaki özensizlik de, aymazlık da son bulsun. Tarlalar yeniden yüzünü sürekli Güneş'e dönen sarı çiçeklerle dolsun.   Dedik ki Yapmayınız bu kadar Doğa Ana'ya saygısızlık... Çalmayın denizlerden kıyılarını, derelerden yataklarını... Bu işler hayır getirmez; unutmayın ve hep anımsayın 99 depreminde İznik Körfezi'nde deniz nasıl da geri aldı kendisinden çalınanları, nasıl da yutuverdi beş katlı apartmanları... Trafik kazalarındaki "utanılası" şampiyonluğumuz gibi... Başarısızlık Olimpiyatlarında, yeni bir dalda daha şampiyon olacağız bu gidişle; böyle akılsızca Doğa Ana ile kavga edip, didiştikçe... Dere yataklarına yapılaşma için izin verildikçe; can ve mal kaybında şampiyon olacağız Dünya genelinde, alacağız APTALLIK MADALYASI... Doğa Ana'ya saygılı olun diye; hep söyledik, hep yazdık. Ama ne yazık ki ona saygı gösterenler olarak hep biz sayıca azdık, paragöz doyumsuzlarsa çoğunluktaydılar ve azdıkça azdılar. Durum böyle olunca, özellikle de siyasal çıkarcılar da olunca oy peşinde; yapılan yanlışlıklara duyarsız kaldılar. Acaba bundan böyle akıllanacak mı, işte onu da hiç bilemedik. Doğaya yapılan saldırıların yanı sıra bir de Türkün Tarihi'ne, geçmişe, kimlik bilincine, değerlerine saldırdıkça saldırdılar. Örneğin Ergenekon Destanı'na yalan, yok, öyle bir olay gerçekleşmedi dediler. Ulubatlı Hasan hiç yaşamadı; İstanbul Hisarları'na Türkün Sancağı'nı dikmedi dediler. Özellikle de Gazi Mustafa Kemal; Çanakkale'de "hiç" hükmündeydi diyerek Türkün Tarihi'ni, halkın Tarih bilgisini ve bilincini yok ettiler. Son yıllarda da 26 Ağustos yaklaşırken; tüm televizyon kanallarında ortak yayın 1071 Malazgirt Zaferi'ni öne çıkarmaya başladılar. Dedik ki Tamam Malazgirt çok önemli bir tarihtir, Türk için, Türklük için ama birazcık daha az git, gel 26 Ağustos 1922 gününe BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ'ne... Başlama yine Gazi Mustafa Kemal'in zaferini nasıl yok ederim, nasıl görmezden gelirim muhasebesine! Kuşkusuz çok önemlidir Türkler için; 26 Ağustos 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi; Türkün Anadolu'ya ilk adımının savaşı... Ama 26 Ağustos 1922 tarihi de Türkün bu topraklara sonsuza dek sahip çıkışının başarısı ve 30 Ağustos Zaferi'nin başlangıcı... Ve sonrasında 24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması... Hani şu ülkene göz diken Okyanus ötesindeki düşmanının saymadığı, ülkeni parçalamak için her türlü entrikaya başvurarak görmezden geldiği uluslararası sözleşme... Ve bu sözleşmenin ardından kurulan 29 Ekim 1923 Yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin doğum günü... Bütün bu tarihleri iyi bilirsen, yeni yetişenlerine öğretirsen, bu başarıları gölgelemezsen; bu topraklarda sonsuza dek sürer egemenliğin! Selma Erdal; Didim, 26 Ağustos 2026
Benzer Videolar