SELMA ERDAL
Sorular, Sorular
*Önce HAYVAN HAKLARI diyor ülkemizdeki "kedi-köpek annesi" olduklarını ileri süren bayanlar... Oysa SAHARA Çöllerinde 15 binden daha çok sayıda insan aç ve susuz göç yollarına düşmüş son yıllarda, duyanınız var mı?
Duymadınızsa ya da duyarsız kaldınızsa işte sizlere başka sorular...
Faytoncuların atlarına musallat olanlar; varsılların hipodromda koşturdukları atlar hakkındaki düşüncelerinizi de kamuoyu ile paylaşma lütfunda bulunur muydunuz acaba? Yoksa çeneniz/gücünüz/iradeniz ancak; dişinize göre olan garibanlara mı yetiyor?
Kobay olarak kullanılan hayvanlar hakkında ne düşünüyorsunuz; kedi-köpek severler?
Horoz dövüşçüleri, köpek, deve güreşçileri fink atarken memlekette... Onlara karşı da efelenmeğe yüreğiniz var mı?
*1950'li yıllara değin; tarımsal üretimiyle, hem Osmanlı'dan kalma dış borçlarını ödeyen, hem de ulusunu yedi düvele el açmadan besleyen TÜRKİYE ne durumlara düşürüldü?
Kaliforniya'dan CEVİZ, Kanada'dan MERCİMEK, Çin'den KESTANE, Latin Amerika'dan ANGUS ETİ, Bulgaristan'dan SAMAN ve Türk köylüsü kahvehanelerde bacak sallamaktan bulamadığı için zaman Suriye'den de PATATES dışalımı yapılıyor.
Özal döneminde; "ithal ikamesi" dümeniyle, yerli üreticinin ürettiği ürünün değerinin aşağılara çekilmesiyle, giderek köylünün eli, ayağı tarlalardan çekilmişti. Ardından da tarım toprakları arsa mafyalarına peşkeş çekilmişti. Sonuç olarak beton-çimento ekilen topraklardan; ne patates, ne de soğan fışkırmıyor artık...
"Tarlaya ektim soğan...Bitmedi yedi doğan" Türküsü söylendiğinde; şaşıracak bundan böyle 2000'lerden sonra dünyaya gelen her bebe "Ne tarlası, ne soğanı? Ne patatesi, ne samanı?" diye soracak.
Özün sözü; Suriye'den gelen PATATES; ne araba fabrikalarına kurban edilen SAKARYA Ovası'nın ki gibi değerli olacak, ne de tarımsal girdilerin yükselen maliyeti nedeniyle artık PATATES ekmeğe olmayınca niyeti Ödemişli'nin... Bundan böyle sofranıza gelecek olan patatesler de Suriyeliler'in.
*Doktorlar konuşa dursun; kadınlar için en uygun çocuk doğurma döneminin 24 ile 30 yaş aralığında olduğunu... İlkbaharlarını yaşarken; eller havaya, erkekler tavaya, çocuklar sonbahara diyerek, çocuk edinmeyi erteleyen kadınlar, yumurtalarını donduruyorlarmış.
Hey gidi günler, hey! Hey gidi eski günlerde söylenmiş sözler, hey!
Sakla samanı, gelir zamanı günlerinden... Sakla yumurtanı, sonra doğurursun çocuklarını günlerine... Saman ekecek tarla kalmadı tamam da, çocuk doğurtacak sağlam koca da mı kalmadı kızlar?
Taze sebze, meyve dururken; dondurulmuşunu yemek ne kadar sağlıklıysa... Bu dondurulmuş yumurtalardan üretilecek çocuklar acaba ne kadar sağlıklı olacaklar?
Başta GDO'lu beslenme ve çevre sorunlarının olumsuz dışsallıkları sonucunda; kadınların dondurulmuş yumurtaları bir yana, erkeklerin de üretkenlikte sağlık sorunları yaşadıkları uzmanlarca dile getirilmektedir.
Nüfusta kantite (sayısal çokluk) yerine, kalite (nitelikli çokluk) için her alanda ve her anlamda önce doğallık, önce sağlık...
Elbette ki herkesin özgür iradesi, özgür istenci, özgür seçimi...
Ne diyelim her işin demek ki varmış bir kolayı?
Bundan böyle; cevizler Kaliforniya'dan, mercimekler Kanada'dan, kestaneler Çin'den, Angus eti Latin Amerika'dan, saman Bulgaristan'dan, patatesler Suriye'den ve bebeler de dondurucudan...
Ülkemiz halkına ne iş kaldı ki kahvehane köşelerinde bacak sallamaktan başka?
Ne demişti Ulu Önderimiz?
Türk Milleti Çalışkandır mı demişti?
Selma Erdal; Didim, 1 Temmuz 2026