SAYENİZDE GARİBAN OLDUK!
SAYENİZDE GARİBAN OLDUK!
Sabah haberlerini izlerken ekrana yansıyan bir emeklinin yüz çizgilerinde gördüm memleketin gerçeğini. Elindeki mikrofona, Ankara’nın fildişi kulelerinden yükselen "yoksulluk beyannamelerine" nazire yaparcasına haykırıyordu: "Sayenizde gariban olduk!"
Büyükşehirlerin acımasız çarkları arasında sıkışıp kalmış emeklinin hali zaten içler acısı. Ama o gün izlediğim bir başka amca, yüreğime bir taş gibi oturdu. Maaşını yeni almış, fırından gidip bir gün öncenin ucuz bayat ekmeğinden 5 tane kapabilmiş. Elinde kalan son parayı gösteriyor: Topu topu 150 lira... "Yarın ekmek alacak param var, sonrasına Allah büyük" diyor.
Bir ülkenin ömrünü o ülkeye feda etmiş emeklisi, ertesi günün ekmek hesabını tevekkülle yapıyorsa, orada durup bir düşünmek gerekir. Ama ne hikmetse, Türkiye’nin atardamarı olan TBMM üyeleri bu feryadı duymuyor, bu gerçeği görmüyor.
Her Temmuz Aynı "Kuru Heyecan"
Yılın ikinci yarısı yaklaştı mı, çalışanları ve emeklileri bir "kuru heyecan" sarar. Neden mi kuru heyecan? Çünkü iktidarın gölgesinde nemalanan medya organları hemen sipariş manşetleri sürmeye başlar piyasaya: "Müjde! Emekliye tarihi zam!", "Hükümet emekliyi ihya edecek!"
17 milyon emekli, elinde kumanda, gazetelerin sayfalarında bir umut arar. "Aha bu sefer galiba bizi düşündüler" diyerek, nereye ne harcayacağının, hangi borcu kapatacağının hayalini kurmaya başlar. Ama zamanı gelip de gerçekler açıklanınca, tıpkı o kuşa dönen bayram ikramiyeleri gibi, sonuç tam bir hüsran olur.
Şimdi yine o kritik virajdayız. Temmuz ayı geldi çattı. Milyonlarca emekli ve bakmakla yükümlü oldukları aileleri, tüm dikkatlerini 3 Temmuz’da açıklanacak zam oranına dikmiş durumda. Ümitle bekliyorlar. Ama bu bekleyişin arkasında artık sandık korkusu sarmış bir öfke de büyüyor. İlk erken ya da normal seçimde bu umudun faturası masaya konacak, orası kesin.
Teknoloji Çağında Bu Zulüm Niye?
Madalyonun diğer yüzünde ise tam bir vicdan tutulması var. Dul, yetim ve 65 yaş aylığı alan dar gelirli vatandaşlarımız... Özellikle Adana’mızın Feke, Saimbeyli, Tufanbeyli, Aladağ gibi dağlık ilçelerinde, köylerinde yaşayan yaşlılarımız günlerden beri perişan.
Bu ilçelerde Halk Bankası şubesi yok. Bu yaşlı insanlar, üç kuruş maaş alabilmek için ceplerinden para verip özel araç tutuyor, yollara düşüp Kozan’a geliyorlar. Sabahın köründe Kozan Adnan Menderes Parkı’na yığılıyorlar. Oturacak bank sayısı sınırlı; kimisi ayakta, kimisi beton sütunların üzerinde, güneşin alnında banka sırası bekliyor. Sırası gelmeyen, banka kapanınca o çileli yolu eli boş geri dönüyor.
Sormak lazım: Teknoloji çağında yaşıyoruz diye övünmüyor muyuz? Sisteme tek bir dokunuşla bu insanların maaş hesaplarını Halk Bankası’ndan Ziraat Bankası’na aktarmak bu kadar mı zor?
Büyükşehirlerdeki, şubesi olan yerlerdeki vatandaşları Halk Bankası’na yönlendirin, eyvallah. Ama bankası olmayan bu mahrumiyet bölgelerindeki vatandaşları toplu bir sistem güncellemesiyle Ziraat Bankası’nda bıraksanız kıyamet mi kopar? Bu yaştaki anayı, babayı, dedeyi bu kadar ezmek, üzmek neyin nesidir arkadaş?
Emekli Bir Külfet Yığını Değildir!
Vallahi de billahi de bu ülkenin emeklisi, dulu, yetimi bu eziyeti hak etmiyor. Devleti yönetenler adeta emekliyi bir kenara atılmış bir "külfet yığını" gibi görüyor; "Ne haliniz varsa kendiniz görün" der gibi bir tavır sergiliyor.
Siyasetçiler bu tabloyu hiç mi görmüyor, bu feryatları hiç mi analiz etmiyorlar?
Benden söylemesi ve açıkça uyarması: Emekli sandık önüne geldiğinde, bu iktidar hakkında hiç de iyi şeyler düşünmüyor. Bakmakla yükümlü olduğu nüfusla birlikte en az 17 milyon kişiden bahsediyoruz.
Kimse bu devasa kitleyi yabana atmasın, hafife almasın. Seçim günü geldiğinde o sandıktan çıkacak olan, bugün reva görülen bu bayat ekmek kuyruklarının ve banka önü zulümlerinin cevabı olacaktır.
Sevgiyi ve saygıyı gerçekten hak edenlere, En KEMALİ duygularımla selam ve sevgilerimi iletiyorum.