Ülkemin Bağımsızlığı İçin Kendi Özgürlüğümü İstiyorum

MEKİN ŞAHİN
Ülkemin Bağımsızlığı İçin Kendi Özgürlüğümü İstiyorum
Bir ülkenin kaderi, o ülkenin yurttaşlarının özgürlük anlayışıyla doğrudan bağlantılıdır. Çünkü bireyin özgür olmadığı bir yerde ne demokrasi kök salabilir ne de bağımsızlık gerçek anlamını bulabilir. Bu nedenle “ülkemin bağımsızlığı için kendi özgürlüğümü istiyorum” sözü, sadece bireysel bir talep değil; aynı zamanda toplumsal bir varoluş çağrısıdır. Değişim, devrim ve gerçeklik; tarih bize gösteriyor ki her değişim devrim değildir. Devrim; yalnızca niyet değil, aynı zamanda olgunluk, bilinç ve örgütlü irade ister. Reformlar ise sınırlı alanlarda düzenleme yapar; sistemi kökten dönüştürmez. Bugün dünya, yeni bir yüzyılın sancıları içinde yön ararken, birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de değişim tartışmaları derinleşmektedir. Ancak bu değişim, kendi dinamikleriyle mi gerçekleşiyor, yoksa dış etkilerin yön verdiği bir dönüşüm mü yaşanıyor? Asıl sorgulanması gereken budur. Türkiye’nin kırılma noktaları; cumhuriyetin kuruluşuyla hedeflenen, özgür yurttaş, üretime dayalı ekonomi, sosyal devlet ve tam bağımsızlıktı. Fakat zaman içinde bu hedefler kesintiye uğradı. Özellikle tarımda kendi kendine yeten bir yapıdan ithalata bağımlı bir sisteme geçiş, sanayide dışa bağımlılığın artması, işsizlik ve yoksulluğun derinleşmesi, toplumsal kutuplaşmanın büyümesi; Türkiye’nin ekonomik ve sosyal yapısında ciddi kırılmalar yarattı. Bununla birlikte, etnik ve inanç temelli ayrımların yeniden gündeme taşınması, toplumsal bütünlüğü zedeleyen önemli bir unsur haline geldi. Oysa güçlü bir ülke, farklılıklarını çatışma unsuru değil, zenginlik olarak değerlendirebilen ülkedir. Bağımsızlık ve demokrasi ilişkisi üzerine gidilmedi. Tam bağımsızlık yalnızca sınırların korunması değildir. Aynı zamanda ekonomik bağımsızlık, siyasal irade özgürlüğü, kültürel ve düşünsel özgürlük anlamına gelir. Eğer bir ülke üretimden kopmuşsa, karar mekanizmaları dış etkilere açıksa ve yurttaşlar özgür değilse, o ülkenin bağımsızlığından söz etmek güçleşir. Bu nedenle demokrasi, sadece seçimlerden ibaret değildir. Demokrasi; örgütlü toplum, bilinçli yurttaş ve katılımcı yönetim demektir. Örgütlenmenin hayati rolü var. Tarih boyunca hiçbir toplumsal dönüşüm örgütsüz gerçekleşmemiştir. Örgütlenme; ortak hedefler etrafında birleşmenin, bilinçli hareket etmenin ve kalıcı değişim yaratmanın temel aracıdır. Egemen güçler, kendi örgütlenmelerini meşru görürken; halkın örgütlenmesini çoğu zaman tehdit olarak algılar. Bu nedenle toplumda örgütlenmeye karşı korku yaratılır. Oysa sendikalar, kooperatifler, sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Örgütsüz bir toplum, yönlendirilmeye açık bir toplumdur. Örgütlü bir toplum ise kendi kaderine sahip çıkabilir. Nasıl bir Türkiye istiyoruz? Bugün ihtiyaç duyulan Türkiye; Üretime dayalı, kendi kaynaklarını etkin kullanan, hukukun üstünlüğünü esas alan, inanç ve kimlik özgürlüğünü güvence altına alan, sosyal devleti güçlendiren, eğitimi üretim ve bilimle buluşturan bir Türkiye’dir. Bu hedeflere ulaşmak için Kırsal ve kentsel dönüşüm birlikte ele alınmalı. Üretim ekonomisi yeniden inşa edilmeli. Eğitim sistemi toplumsal ihtiyaçlara göre düzenlenmeli. Yerel yönetimler güçlendirilmelidir. Nasıl bir örgütlenme? Bu dönüşümü sağlayacak yapı programını halkla birlikte oluşturan, yukarıdan değil, aşağıdan örgütlenen, sadece seçim odaklı değil, toplumsal mücadeleyi esas alan, emek eksenli bir siyaset anlayışını benimseyen bir örgütlenme modeli olmalıdır. Örgüt; sadece bir yapı değil, aynı zamanda bir bilinçtir. Bu bilinç, bireyi yurttaş yapar; yurttaşı da ülkesinin gerçek sahibi haline getirir. Kararı biz vereceğiz. Bugün Türkiye bir yol ayrımındadır. Ya dışa bağımlı, parçalı ve edilgen bir yapı içinde kalmaya devam edecek; ya da kendi gücüne, kendi halkına ve kendi değerlerine dayanarak yeniden ayağa kalkacaktır. Bu noktada belirleyici olan ne yalnızca siyasi iktidarlar ne de dış güçlerdir. Asıl belirleyici olan, halkın kendisidir. Eğer birey özgürlüğüne sahip çıkarsa, ülke bağımsızlığı güçlenir. Eğer toplum örgütlenirse, demokrasi derinleşir. Son ve tek hedef tam bağımsız Türkiye’dir. Ne NATO nede Şanghay beşlisi! Bağımsız bir ülke, özgür bireylerle mümkündür. Özgür bireyler ise ancak bilinçli ve örgütlü bir toplumda var olabilir. Karar, gerçekten de bizimdir.
Benzer Videolar