Ölü Altın Bedenler – 2026: Türkiye Üzerine Kurulan Oyunlar ve Kayıp Kazdağıları

MEKİN ŞAHİN
Ne zaman sol zamanı ne zaman iktidar
Bir ülke düşünün: Doğası bereketli, toprağı zengin, insanı umuduyla tarih yazmış… Ancak yıllar geçtikçe yalnızlaşmış, ekonomik ve siyasi kararların gölgesinde eskisi kadar güçlü olamamış. İşte bu ülkede, 2000’li yılların başından itibaren yaşananlar, sadece ekonomiyi değil ekolojiyi, yaşamı ve geleceğimizi de dönüştürdü. Türkiye, 2002’den beri AKP iktidarı döneminde tarihinin en sancılı ekonomik, sosyal ve ekolojik krizlerinden birini yaşıyor. Ülke, yıllar içinde sadece yönetim boşluklarından değil, aynı zamanda çevresel ve toplumsal duyarsızlıkların birikiminden de zarar gördü. Bu süreçte yaşanan olaylar, devlet yönetiminin halk için değil, çıkar grupları için çalışmasının dramatik sonuçlarını gözler önüne seriyor. Bu dönüşüm sürecini, sembolik bir hikâyeyle gözler önüne serecek olursak karşımıza şöyle bir tablo çıkar: Çetin Çelik’in umut ve kaybı. Türkiye’de 2002’den bu yana süren politik ve ekonomik tercihler, sadece bugünü değil, geleceği de tehdit ediyor. Kazdağılarında yok edilen bitkiler, öldürülen ekosistem ve göz ardı edilen halk sağlığı, bu politikaların ve çıkar ilişkilerinin en çarpıcı kanıtı. ‘’Çetin Çelik bir maden şirketinin CEO suydu Kanadalı bir şirketle Kazdağılarında altın aramak için çok çalışmıştı Sonunda başarılı da olmuştu Bütün  engellemelere rağmen Halkın tepkisine rağmen kendisinin üstün gayretleri ve de siyasi ilişkileri sonucu aramayı yapmışlar İki yıl önce de aramayı bitirmişlerdi. Başarılı bir çalışma olmuş epey bir para kazanmışlardı’’. Kannadanın yeşilliğine hayran olurken, kendi ülkesin de Kaz dağlarına cehennem yaşatmıştı. Kazancının sefasını sürememişti. Sadece ortaklık yaptıkları firma onları Kanada’ya davet etmiş bir ay tatil yapmıştı. Âmâ Sekiz aydan beri yakalandığı kanser hastalığı hayatını zehir etmişti. En iyi doktorlara gitmesine rağmen şifa bulamadı. Avuç dolusu para harcadı. Ama nafile. Artık Hastanenden bile çıkamaz olmuştu. Herkes akıllar veriyordu Birisi Küba’ya gitmelerini önerdi. Küba’da muhatapları olan kişiyi bir telefondu aradılar. Telefondaki kişi tahlillerini istedi. Gönderdiler. 14 gün sonra cevap geldi Telefondaki kişi sadece Kazdağılarında yetişen beş bitkinin tarif edeceği şekilde ambalajlanarak getirdikleri takdirde Kesin tedavi  edeceklerini söyledi. Bitkilerin yöre isimleri ile Latince isimlerini yazdırdı. Birisi Sarıkız çayı, İkincisi yabani sarımsak, üçüncüsü Kazdağı köknarının taze kozalağı, dördüncüsü Geven otu, beşincisi Taşkıran otu! Bu bitkilerin mutlaka Kazdağılarından toplanması söylüyordu. Yanlışlık olmasın diye resimlerini de göndermişti. Hemen Kazdağılarına adamlar gönderdiler. Çetin Çelik Küba’dan gelen haberle çok ümitlenmişti. Sabırsızlıkla Kazdağılarına gönderdikleri adamlarını bekliyorlardı. Sekiz gün sonra adamlar geldi Çetin Çelik “buldunuz mu?” diye sabırsızlıkla sordu. Üçünü bulduklarını ama ikisinin maden arama yapılan yerde yetiştiğini Maden arama esnasında Bu bitkilerin tamamen yok edilmiş olduğunu söylediler Artık Taşkıran otu ile Geven otunu bulmak imkansız dediler. Zaten bunlar çok yıllık yani uzun yıllarda yetişen bitkilermiş dediler. Çetin Çelik, adeta yıkıldı. Altın ararken halkın tepkisi gözlerinin önüne geldi. Pankartları görür gibi oldu “Kazdağıları Hayattır” diye yazıyordu. “Ölüm istemiyoruz” diyen pankartlar vardı. Vardı! Vardı! Ama hiç dinlememişlerdi, işte kendisinin hayatı bitiyordu. Ölüm geliyorum diyordu. Çıkardıkları tonlarca altının hayat karşısında birer tutam Gevenotu ile Taşkıran otu kadar değeri yoktu." … Çetin Çelik öldü! Çetin Çelik’in ve onun gibi milyonların yaşadığı trajedi, sadece bireysel bir acı değil; aynı zamanda Türkiye üzerine kurulan oyunlara ve o oyunlara hizmet eden yönetim anlayışına karşı bir uyarıdır. Altın, bedenleri kurtaramaz; ekolojik denge ve insan hayatı, asla pazarlık konusu edilemez. Ailesine sahip çıkmayan, ecel kapıya geldiğinde çıkış yolu bulamaz! Kanadalı Alamos Gold firması ; 563 milyon liralık yatırım yapmış, 865 milyon liralık ‘’TEŞVİK’’ almış. 2400 ton, 4 milyar dolar civarında Altın çıkartarak, %4 ünü yani yaklaşık 160 milyon dolarlık kısmına, devlete pay olarak verecek. Kalanını cebe atıp, gidecek…. Böyle bir ticarete, kendi ülkesinin bayrağının sembolü Akçaağaç olan,"AĞAÇ DEVLETTİR" diyen, ekolojik dengeyi bozacak diye sivrisinekleri İlâçlamayan Kanadalılar bile hayır diyemez. Suç, kendi ülkesine böyle bir kötülüğü yapanlarda! Para kazanma hırsıyla ülkesine ve halkına sırt çevirenlerde. Çetin’in umudu, yalnızca ekonomik kazanımlar değil aynı zamanda toprağın, ormanın, suyun içinde saklıydı. Fakat Kazdağılarının üzerine kurulan altın hayalleri, bu doğal değerleri tahrip etti. Hikâyesi, aslında sadece bireysel bir trajedi değil, bir toplumun ve doğanın nasıl göz ardı edildiğinin de yansımasıdır. Kazdağıları, binlerce tür bitkinin ve canlının yaşam bulduğu bir ekosistemdir. Protestolar sırasında kamp kuran çevreciler, “Su ve vicdan Nöbeti” gibi eylemlerle doğanın korunması için günlerce direnç gösterdi. Kazdağılarının su kaynakları, toprak yapısı ve biyoçeşitliliği için mücadele edenlerin ortak talebi şu idi: “Doğa bir meta değildir.” Şirket, proje için milyonlarca dolarlık yatırım yaptığını ve sürdürülebilirlik önlemleri aldığını savundu, hatta rehabilitasyon için ödeme bile yapacağını açıkladı. Ancak çevreciler, kesilen yüzbinlerce ağacın ve tahrip edilen ekosistemin yarattığı zararların telafisinin mümkün olmadığını söyledi. Altın mı, Yaşam mı? Kazdağılarında yürütülen madencilik faaliyetleri, yalnızca bir ekonomik girişim değildi; aynı zamanda bir ülkenin doğaya ve topluma bakışının da simgesiydi. Altın çıkarmanın ekonomik faydası tartışılırken, çevre zararı ve toplumun tepkisi unutulmamalıdır. Altın, silinmez bir çözüm değildir. Çetin Çelik’in hikâyesinde olduğu gibi. Sağlık, yaşam, doğa ve ekoloji, sadece çıkarılan metalleri değil, uzun vadeli sürdürülebilirliği düşünmeyi zorunlu kılar. Bu olaylar bize şu soruyu sormamızı zorunlu kılar. Bir ülke yönetimi, halkın ve doğanın çıkarlarını korumak için ne kadar sorumluluk almalıdır? Ekonomik kalkınma önemlidir; ama bu kalkınma, insan sağlığını, çevreyi ve gelecek kuşakların yaşam alanlarını yok ederek sağlanamaz. Çetin’in sembolik hikâyesi, bu yüzden anlamlıdır. Çünkü hayatının altınla ölçülemeyeceğini, doğanın bozulmasının geri dönüşü olmayan sonuçlar doğuracağını gösterir. Altın, altındır; ama yaşam, hayat ve doğa hiçbir varlığın yerine geçemez. Hikâyeden çıkarılacak dersler basit ama ağırdır! Devlet, halk için vardır; değilse, kendi halkına kötülük edenleri tarih affetmez. Ekolojik denge ve doğal kaynaklar, ekonomik çıkarların önüne geçmezse, yaşamın kendisi tehlikeye girer. Para ve altın, insan hayatının değerini ölçemez. Çetin Çelik’in hayatı, altın madenlerinden çıkan tonlarca metalin hiçbir zaman yerine koyamayacağı bir değere sahipti. Yönetim hataları, ekolojik ve ekonomik çıkarlar, toplumsal felaketlere yol açabilir. İnsan sağlığı ve ekosistem yok edildiğinde, geri dönüş yoktur.
Benzer Videolar