Kazıklı Voyvoda!

MEKİN ŞAHİN
Kazıklı Voyvoda!
Adana’da son dönemde yaşanan gelişmeler, yalnızca yerel siyasetin değil, aynı zamanda parti içi işleyişin, kurumsal disiplinin ve siyasi etik anlayışının da sorgulanmasına neden olmaktadır. Olaylar bir bütün olarak ele alındığında, ortaya çıkan tablo parçalı değil; aksine birbiriyle bağlantılı derin bir kriz görüntüsü vermektedir. Adana siyaseti son günlerde yalnızca yerel bir gerilim alanı değil, aynı zamanda Türkiye’de parti içi dengelerin nasıl kırılgan hale gelebildiğinin çarpıcı bir örneği haline gelmiştir. Yaşanan gelişmeler, bireysel çekişmelerin kurumsal yapıları nasıl zayıflatabileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Sürecin ilk halkasını, Zeydan Karalar ile Ali Demirçalı çevresinde yaşanan gerilim oluşturmaktadır. Koruma ekipleri arasında başlayan fiziksel kavga ve sonrasında Ankara’da iki başkan arasında yaşanan sert tartışma, siyasetin kurumsal zemininden uzaklaşıp kişisel rekabet alanına sıkıştığını göstermektedir. İlk dikkat çeken olay, Zeydan Karalar ve Ali Demirçalı çevresindeki koruma ekipleri arasında yaşanan fiziki gerginliktir. Bir yemek organizasyonunda başlayan sözlü tartışmanın kısa sürede yumruklu kavgaya dönüşmesi, siyasetin temsil ettiği ciddiyet ile taban tabana zıt bir görüntü ortaya koymuştur. Tartışmanın merkezinde ise “büyükşehir belediye başkan adaylığı” üzerinden gelişen güç mücadelesi yer almaktadır. Bu durum, siyasi rekabetin artık fikirler üzerinden değil, kişiler üzerinden yürütüldüğünü göstermektedir. Olayın daha da dikkat çekici hale gelmesi ise Ankara’da iki belediye başkanının doğrudan karşı karşıya gelmesiyle yaşanmıştır. Bu kez mesele yalnızca korumalar düzeyinde kalmamış, bizzat aktörler arasında sert bir tartışmaya dönüşmüştür. “Sen nasıl adaylık planı yaparsın?” sorusu, aslında daha derin bir sorunun dışa vurumudur: Siyaset kişisel mülkiyet alanı mıdır? Bu noktada asıl çelişki ortaya çıkmaktadır. Bir yandan adaylık tartışmaları üzerinden karşılıklı suçlamalar yapılırken, diğer yandan aynı aktörlerin yakın çevresindeki isimlerin farklı siyasi pazarlıklar içinde olduğu iddiaları gündeme gelmektedir. Bu tablo, sorunun yalnızca iki kişi arasında değil, daha geniş bir yapı içinde şekillendiğini düşündürmektedir. Asıl dikkat çekici olan, bu siyasi gerilimin belediye meclisine nasıl yansıdığıdır. Yüreğir Belediye Meclisi’nde aritmetik açıkça ortadadır. Cumhuriyet Halk Partisi 21 üyeye sahipken, Cumhur İttifakı toplamda 16 üyede kalmaktadır. Buna rağmen yapılan oylamalarda sonuçların Cumhur İttifakı lehine çıkması, klasik siyasi matematikle açıklanamayacak bir durumdur. Bu noktada en kritik veri; CHP listelerinden seçilmesine rağmen fiilen CHP çizgisinde hareket etmeyen en az 5 meclis üyesinin tavrı, seçim sonuçlarını doğrudan belirlemiştir. Bu durum yalnızca “fire” olarak açıklanamaz; aksine parti içi disiplin, aday belirleme süreci ve yerel güç ilişkilerinin yeniden sorgulanmasını zorunlu kılar. Siyasi temsilin, seçildiği parti kimliğinden koparak farklı yönelimlere kayması, seçmen iradesi açısından ciddi bir kırılmadır. Sayısal çoğunluğa sahip olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin, meclis içi kritik oylamalarda azınlıkta kalan Cumhur İttifakı karşısında kaybetmesi, siyasi matematikle açıklanamayacak bir sonuçtur. Bu durum, parti içi disiplinin zayıfladığı ya da farklı hesapların devreye girdiği ihtimalini güçlendirmektedir. Bu sonuç bir yönetim zafiyeti midir, yoksa bilinçli bir tercihin ürünü müdür? Belediye başkanlarının yaşadığı hukuki süreçler de bu tabloyu daha karmaşık hale getirmektedir. Ali Demirçalı hakkında verilen 5 yıl 3 ay hapis cezası ve dosyanın istinaf mahkemesine taşınması, görevdeki bir belediye başkanının siyasi ve idari geleceğine dair belirsizlik yaratmaktadır. Bu durum yalnızca bireysel bir dava değil; aynı zamanda yönetim istikrarı açısından da kritik bir başlıktır. Zeydan Karalar’ın, kamuoyunda Aziz İhsan Aktaş davası olarak bilinen dosya kapsamında tutuklanması ve ardından tahliye edilmesi, Adana siyasetinde güven tartışmalarını derinleştirmiştir. Her ne kadar tahliye kararı verilmiş olsa da sürecin kendisi siyasi algı üzerinde kalıcı etkiler bırakmıştır. Daha da çarpıcı olan ise belediye bürokrasisi içindeki tabloya ilişkindir. Temizlik işleriyle bağlantılı olduğu ifade edilen ve resmi olarak yetkisi tartışmalı bir konumda bulunan bir müdürün halen tutuklu yargılanması, yerel yönetimlerdeki idari yapı ve denetim mekanizmalarına dair soru işaretlerini artırmaktadır. Bu durum, yalnızca siyasi aktörlerin değil, bürokratik kadroların da tartışmanın bir parçası haline geldiğini göstermektedir. Tüm bu gelişmeler bir araya getirildiğinde ortaya çıkan gerçek nettir: Sorun bireylerden öte, sistemsel bir kırılmadır. Aday belirleme süreçlerinden meclis disiplinine, yerel yönetim yapılanmasından hukuki süreçlere kadar uzanan geniş bir alanda ciddi bir koordinasyon ve güven problemi yaşanmaktadır. Bugün Adana’da yaşananlar, siyasetin temel bir ilkesini yeniden hatırlatmaktadır: Sayısal çoğunluk tek başına güç değildir. Eğer o çoğunluk ortak bir irade, ilke ve disiplin etrafında birleşemiyorsa, en küçük kriz anında dağılmaya mahkûmdur. Yüreğir Belediye Meclisi’nde ortaya çıkan tablo, yalnızca birkaç oyun yön değiştirmesi değil, aynı zamanda siyasi kimliğin, parti aidiyetinin ve kurumsal bağlılığın sorgulandığı bir kırılma anıdır. Bu kırılmanın onarılması ise ancak şeffaflık, hesap verebilirlik ve güçlü bir örgütsel irade ile mümkün olacaktır. Aksi halde bugün yaşananlar, yarının daha büyük krizlerinin habercisi olmaya devam edecektir. Adana örneği, siyasetin temel bir gerçeğini yeniden hatırlatmaktadır. Bir siyasi hareketi iktidara taşıyan şey bireyler değil, örgütlü irade ve ilkelerdir. Eğer bu ilkeler yerini kişisel çıkar dengelerine bırakırsa, ortaya çıkan tablo kaçınılmaz olarak çatışma ve güvensizlik olur. Ayrıca unutulmaması gereken şey; CHP kurumu kişilerden ve bu iki belediye başkanından büyüktür! Özellikle yaşananlar sadece iki isim arasındaki (egolarının tavan yaptığı) gerilim olarak okunmamalıdır. Bu süreç, parti içi demokrasinin, liyakatin ve kurumsal disiplinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha göstermektedir. Aksi halde bugün iki belediye başkanı arasında ve Yüreğir’de yaşananlar, yarın daha geniş ölçekte tekrar edebilir. Unutulmamalıdır ki: Yanlış yöntemlerle doğru sonuçlara ulaşmak mümkün değildir.
Benzer Videolar