Her Şeyi Kanıksattılar: Toplumsal Hafızanın Sessiz Çöküşü!

MEKİN ŞAHİN
Her Şeyi Kanıksattılar: Toplumsal Hafızanın Sessiz Çöküşü!
Ne hale geldik? Bu soruyu artık daha sık sormamız gerekiyor. Çünkü yalnızca ekonomik zorluklarla, siyasal gerilimlerle ya da doğal afetlerle mücadele etmiyoruz. Aynı zamanda toplum olarak insani değerlerimizin sessizce aşınmasına tanıklık ediyoruz. Bir zamanlar mahalleler vardı. Kapı komşusunun derdi, diğer komşunun derdi sayılırdı. Bir evde cenaze varsa sokak sessizleşirdi; bir evde düğün varsa herkes sevinci paylaşırdı. Şimdi ise aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirlerinin adını bile bilmiyor. Kapı komşumuz ölüyor, günler sonra haberimiz oluyor. Tesadüfen karşılaşırsak bir “başın sağ olsun” cümlesi kuruyoruz; sonra herkes kendi hayatına dönüyor. Toplumsal dayanışmanın o eski sıcaklığı kayboldu. Komşuya saygı azaldı. İnsana sevgi zayıfladı. İnsan kendine şu soruyu sormalı: “Benim değerlerim nelerdir?” Eğer bir toplum bu soruya içten ve güçlü bir cevap veremiyorsa, orada ahlaki bir erozyon başlamış demektir. Bugün geldiğimiz noktada, sanki herkes yalnızca kendi çıkarını düşünür hale gelmiş durumda. Toplumsal dayanışmanın yerini Makyavel bir anlayış almış gibi görünüyor. İnsanların birbirine güveni zayıfladı; yardımlaşma kültürü yerini kayıtsızlığa bıraktı. Öyle ki bugün açlıktan ölmek üzere olsanız bile size bir dilim ekmek uzatacak insan bulmak zorlaşmış gibi hissediliyor. Bir kaşık suyu paylaşmak bile bazıları için yük haline gelmiş durumda. Toplum olarak en tehlikeli noktaya geldik: Her şeyi kanıksamaya başladık. Bir toplum için en büyük tehlike, yaşanan felaketlerin artık sıradan hale gelmesidir. Depremler… Yangınlar… Yıkılan şehirler… Türkiye, son yıllarda büyük acılar yaşadı. Deprem yalnızca bir doğa olayı değil; aynı zamanda devlet yönetimi, kentleşme politikaları ve toplumsal sorumluluk meselesidir. Binlerce insan hayatını kaybetti. Binlercesi kayboldu. Milyonlarca insan göç etmek zorunda kaldı. Kentler harabeye döndü. Ama zaman geçtikçe bu felaketler bile gündelik hayatın bir parçası haline getirildi. İnsanlar ilk günlerde öfke duydu, ağladı, sorguladı. Fakat sonra aynı cümle tekrarlandı: “Hayat devam ediyor.” Evet, hayat devam ediyor. Ama hesap sorulmadan, ders çıkarılmadan devam eden bir hayat, gelecekte daha büyük felaketlerin zeminini hazırlar. İşte tam da bu yüzden toplumun bir kısmı artık şöyle diyor: “Her şeyi kanıksattılar.” Gözümüzün önünde adeta bir sihirbazlık gösterisi yapılıyor. Gerçekler gizleniyor, gündemler değiştiriliyor, toplum başka tartışmalarla meşgul ediliyor. İnsanlar yaşananları görse bile ses çıkaramaz hale geliyor. Sessizlik büyüyor. Geçmişte Anadolu insanının bir sözü vardır. Bir felaket olduğunda, geri dönüşü olmayan bir kayıp yaşandığında şöyle denir: “Olan oldu.” Gerçekten de kaybedilen hayatlar geri gelmez. Ölen insanlar geri dönmez. Ama tarih hiçbir şeyi unutmaz. Tarih, ihanet edenleri de yazar. Tarih, ülkesini sevenleri de yazar. Tarih, susanları da yazar. Direnenleri de… Bugün yaşananlar yarının tarih kitaplarında yer alacak. Bu yüzden asıl mesele geçmişe ağıt yakmak değil; geleceği yeniden kurabilmektir. Toplumların kaderi yalnızca yöneticiler tarafından belirlenmez. Asıl belirleyici güç halktır. Bu nedenle yapılması gereken şey, umutsuzluğa kapılmak değil; örgütlü bir toplumsal dayanışma ve demokrasi mücadelesi başlatmaktır. Bu mücadele yalnızca siyasi partilerin değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğudur. Hepsi aynı demokratik eksende buluşmalıdır. Çünkü demokrasi yalnızca sandıktan ibaret değildir. Demokrasi aynı zamanda örgütlü bir toplumun varlığıdır. Bugün siyaset kurumunun en büyük sorunu, toplumla kurduğu bağın zayıflamasıdır. Oysa gerçek siyaset sokağı, mahalleyi ve köyü anlamaktan geçer. Partiler yalnızca seçim dönemlerinde halka ulaşan kurumlar olmamalıdır. Günlük yaşamın sorunlarını dinleyen, çözüm üreten ve umut veren bir yapı haline gelmelidir. Sokaklar yeniden buluşma alanı olmalıdır. Evler tartışma ve dayanışma mekânları haline gelmelidir. Toplu çalışma alanları toplumun sorunlarının konuşulduğu yerler olmalıdır. Halka yalnızca sorunları anlatmak yetmez. Çözüm yollarını da göstermek gerekir. Çünkü umudu olmayan toplumlar hızla karamsarlığa sürüklenir. Siyasetin temel bir gerçeği vardır: Gerçek güç halktan gelir. İnsanlar hangi partiye oy vermiş olursa olsun, bugün yaşanan ekonomik ve sosyal sorunları herkes hissediyor. Türkiye’deki kriz yalnızca bir kesimin değil, bütün toplumun sorunudur. Bu yüzden toplumun farklı kesimleri arasında yeni bir dayanışma zemini kurulmalıdır. Bir zamanlar dağların yükseklerinden çıkan küçük su kaynakları birleşerek büyük ırmaklar oluştururdu. Bugün de demokrasi mücadelesi böyle büyüyebilir. Küçük çabalar birleşirse büyük bir akış yaratır. Anadolu’nun en büyük gücü köylüsüdür. Bu toprakların üreticisi, emeğin gerçek sahibidir. Ancak yıllardır köyler ihmal edildi. Tarım politikaları zayıflatıldı. Köylü yalnız bırakıldı. Oysa köylüye ulaşmak, onun sorunlarını dinlemek ve çözüm projeleri anlatmak demokrasinin temel adımlarından biridir. Bu toprakların tarihinde birçok yeniden doğuş hikâyesi vardır. Anadolu insanı zor zamanlarda ayağa kalkmayı başarmış bir halktır. Kurtuluş mücadeleleri… Demokrasi hareketleri… Toplumsal dayanışma örnekleri… Hepsi bu ülkenin hafızasında vardır. Fakat bugün sanki bu tarih unutulmuş gibi davranılıyor. İnsanlar umutsuzluk içinde kalmaya zorlanıyor. Oysa gerçek şu: Toplumlar ne kadar baskı altında olursa olsun, bir noktada yeniden ayağa kalkar. Bugün yapılması gereken şey çok basit ama çok önemli bir adımdır: Pencereyi açmak. Çünkü kapalı pencereler karanlığı büyütür. Ama bir pencere açıldığında içeriye gökyüzü girer. Kuşlar girer. Temiz hava girer. İnsanın sesi dışarı çıkar. Belki o ses önce küçük bir yankı olur. Ama zamanla büyür. Ve bir gün dünyanın öteki ucunda bile duyulabilir. Çünkü insanın yüreği kendini tanır. Ve bir kez özgürlük kokusunu aldığında artık susamaz. Bugün Türkiye için en önemli soru şudur: Toplum olarak sessizliğe alışmaya devam mı edeceğiz, yoksa yeniden ayağa mı kalkacağız? Her şeyi kanıksamak kader değildir. Şimdi zaman uyanma zamanıdır. Şimdi zaman yaşam hakkımıza sahip çıkma zamanıdır. Ve belki de en önemlisi: Pencereyi açma zamanıdır.
Benzer Videolar